Atatürk’ün çocuklara emanet ettiği gelecek, doğayla uyum ve barış üzerine kuruluydu. İklim krizi ise bugün bu mirasın ne kadarını koruyabildiğimizi sorguluyor.

Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, yalnızca bir kutlama değil; doğayla uyumlu, barış içinde ve sağlıklı bir gelecek vizyonunun ifadesi. Ancak bugün aynı çocuklar, derinleşen bir iklim krizinin içinde büyüyor. Temiz hava, sağlıklı gıda, güvenli suya erişim ve yaşanabilir kentler yalnızca çevresel meseleler değil; doğrudan çocuk haklarının bir parçası. Buna rağmen iklim krizi hâlâ çoğu zaman çevre başlığı altında ele alınıyor, çocukların yaşam hakkıyla kurduğu bağ yeterince görünür kılınmıyor. Oysa artan hava kirliliği, aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve gıda güvencesizliği en çok çocukları etkiliyor. Gelişim çağındaki bireyler olarak hem fiziksel hem zihinsel açıdan daha kırılgan olan çocuklar, iklim krizinin sonuçlarını yetişkinlere kıyasla çok daha ağır yaşıyor. Bu durum, meseleyi yalnızca bir çevre sorunu olmaktan çıkarıp açık bir hak meselesine dönüştürüyor.
Çocuklar Güvende mi?
Son dönemde Siverek ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan saldırılar, çocukların yalnızca gelecekte değil, bugün de ne kadar kırılgan koşullarda yaşadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Güvenli eğitim ortamı, çocukların en temel haklarından biri olmasına rağmen, bu hakkın dahi tehdit altında olması, çocuklara sunulan yaşam alanlarının ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor. İklim kriziyle daralan yaşam koşulları, artan toplumsal stres ve güvencesizlikle birleştiğinde, çocuk haklarının çok katmanlı bir baskı altında olduğu bir tablo ortaya çıkıyor.
Atatürk’ün doğaya saygı ve barış üzerine kurduğu gelecek tasavvuru, aslında bugünün sürdürülebilirlik tartışmalarıyla doğrudan kesişiyor. Sağlıklı bir çevrede büyüyen nesiller olmadan ne toplumsal refahtan ne de kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün. Bu nedenle iklim politikaları yalnızca karbon hedefleriyle değil, çocukların bugünkü yaşam koşulları ve yarının dünyası üzerinden yeniden düşünülmeli. 23 Nisan, yalnızca çocukları hatırlamak için değil, onların nasıl bir dünyada büyüdüğünü sorgulamak için de bir fırsat. Atatürk’ün işaret ettiği gelecek, ancak doğayla uyumlu, adil ve yaşanabilir bir dünya ile mümkün. Aksi halde bayramlar sürerken, çocukların geleceği sessizce daralmaya devam ediyor.
