Geçtiğimiz Çarşamba günü Fairmont Quasar’ın o görkemli cam ve çelikten sığınağında, aslında hepimizin içinde hissettiği ama bazen günlük telaşlara kurban ettiği o kaygının konuşulduğu bir buluşmayı gerçekleştirdik: 2. Sürdürülebilirlik Konferansı.

Salona girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken, masaların üzerindeki pet şişelerin yerini cam şişelerin alması, ikramların yerel üreticilerden seçilmiş olması değildi. Asıl dikkat çekici olan, bir araya gelen bu iş insanlarının, bu yöneticilerin yüzündeki o derin ciddiyetti. Bu, artık “yapmamız iyi olur” sığlığından çıkıp, “artık ne yapmalıyız” gerçekliğine varmanın ciddiyetiydi.
Konferansın teması “Yeşil dönüşüm için şimdi ne yapmalı?” idi. Ne kadar da manidar. Çünkü “yarın” sandığımızdan çok daha hızlı yaklaşıyor. Açılış konuşmasında da dediğim gibi, “niyet zamanı” geride kaldı. Şimdi, somut adımların, hesap verilebilir taahhütlerin ve en önemlisi, “yeşil yıkama”nın değil, gerçek dönüşümün zamanı.

Panellerdeki “Ah, Evet!” Dedirten O Anlar
Dinlediğim panellerde, artık klişe haline gelmiş “dünyayı kurtaralım” söylemlerinin ötesine geçen, pratiğe dönük konuşmalar vardı. Bir finansçı, “Artık yatırımcılar, şirketinizin kâr marjı kadar, karbon ayak izinizi de sorguluyor. ESG artık bir ‘ekstra’ değil, ana sermaye çekme kriteri,” dediğinde, salondaki onay dolu sessizliği hissedebiliyordunuz. İşte gerçek buydu. Sürdürülebilirlik, bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi olmaktan çıkmış, iş modelinin ve şirket değerinin tam kalbine yerleşmişti.
Bir başka panelde ise, başka bir konuşmacı, “Tüketici artık sadece ‘ne aldığını’ değil, ‘onu üretmek için dünyadan ne alındığını’ da soruyor. Şeffaflık, yeni pazarlama stratejisidir,” diyerek aslında hepimizin bildiği ama bir türlü içselleştiremediği bir gerçeği yüzümüze vurdu. Bizler evet, ben de dâhil market rafında seçim yaparken, o ürünün arkasındaki hikâyeyi merak ediyoruz. Ve bu merak, giderek bir talebe dönüşüyor.
Asıl Mesele, “Sürdürülebilir” Bir Zihniyet Değişimi
Ancak şunu düşünmeden edemedim; Tüm bu güzel konuşmalar, teknolojik çözümler, yeşil yatırımlar… Hepsi çok kıymetli. Fakat asıl mesele, bu toplantıların kapısından çıktıktan sonra başlıyor. Ofisimize döndüğümüzde, o “acil” dediğimiz günlük işlerin arasında, bugün konuşulan “önemli”leri ne kadar hatırlayacağız? Zihniyetimizdeki “kısa vadeli kâr” baskısını, “uzun vadeli yaşanabilir bir dünya” lehine nasıl değiştireceğiz?
Fairmont Quasar’daki buluşma, bana umut verdi. Çünkü artık bu konunun sadece çevreci aktivistlerin değil, ekonomiyi yönlendiren isimlerin gündemine bu denli güçlü bir şekilde girdiğini görmek, en karamsar anlarımızda bile bir ışık yakıyor.
Son sözü yine bir konuşmacıya bırakayım: “Bizler, hem son nesil hem de ilk nesiliz. İklim krizinin yıkıcı etkilerini gören son nesil; onu durduracak araçlara ve bilgiye sahip olan ilk nesil.”
Umarım, bir sonraki konferansta, “neyi yapacağımızı” değil, “neyi başardığımızı” konuşuruz. Çünkü yarın, bugün harekete geçenlerin olacak.
