Hem ülkemizde hem de dünyada sıcaklık ile ilgili rekor artışlar, buzulların hızla erimesi, aşırı hava olayları insanlarda bir kaygı yaratmaya başladı. Konunun uzmanları bu olaylara “İklim Kaygısı” adını verirken, dünyada 27 ülke bu iklim kaygısı konusunda araştırmaya çoktan başladı bile. Amaç, iklim kaygısının kimleri ne derece etkileyeceği ve meydana gelebilecek sonuçların neler olabileceğinin belirlenmesi.

Yapılan bu araştırmaların ilk bulgularından ve en önemli sonuçlarından biri ise, iklim kaygısının kişinin refah düzeyi ile ilişkili olduğunu ortaya çıkarıyor. Diğer taraftan ise iklim eylemlerine katılarak emisyonları azaltmaya yönelik aktivizmler iklim kaygısına karşı pozitif bir eğilim sergiliyor.
Prof. Dr. Levent Kurnaz, küresel ısınma ile ilgili yaptığı açıklamada; “Son buzul çağında atmosferdeki sera gazı miktarı milyonda 180 moleküldü. Son buzul çağı 1750 yılı ile kıyaslandığında 7 derece daha soğuktu. Buzul çağı bittiğinde sera gazı miktarı milyonda 280’e çıktı, yani milyonda 100 arttı. Bugün ise milyonda 573 seviyesinde, yani yaklaşık milyonda 300 arttı. O zaman milyonda 100 yani 7 derece ısıttıysa Dünya’yı, milyonda 300 en az 10 derece ısıtabilir.” ifadelerine yer veriyor. Buradan da anlaşılıyor ki, iklim değişikliği ve hava olaylarında oluşan anormallikler, insanlarda iklim kaygısını her geçen gün daha da tetikliyor.
‘İklim kaygısı’ nedir?
“İklim kaygısı” çeşitli şekillerde tanımlanabilir.
Environmental Change dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, “iklim değişikliği kaygısı” terimi, “geniş anlamda insanların iklim değişikliğiyle ilgili kaygı veya endişe duygularını” ifade ediyor.
Meta analiz alıntılarından alınan araştırma makalelerinden biri, iklim kaygısı yaşadığını bildiren 25 yaş altı kişilerin, daha yaşlı nesillere yönelik “ihanet” duygularına sahip olma olasılıklarının yüksek olduğunu ve hükümetin iklim değişikliğine verdiği yanıtı “yetersiz” olarak algıladıklarını ortaya koyuyor.
Yani ülkemizde de her insan kendi içinde bir iklim kaygısı, iklim kaygısı ile bir gelecek kaygısını da birlikte yaşıyor. Refah düzeyi ile doğru orantılı olan bu iklim kaygısını yenebilmek için, ruhani liderlerden medet ummak yerine bilimsel ve sonuç odaklı çalışmalar yapılması gerek. Camilerden okunan dualar ne yangınları söndürmeye ne de ülkenin iklim kaygısını aşmasına yardım edebilir. İklim kaygısı ve küresel ısınma için gerekli olan şey, bakanlık kontrolünde çevre kontrolü, ormanların korunması ve ıslah edilmesi, kontrolsüz kentleşmenin önüne geçilmesi ve halkı bilinçlendirerek bu oluşuma destek verilmesi şeklinde sıralanabilir. Hepsinden önemli olanı ise, iklim kaygısını ortadan kaldıracak reformların düzenlenerek, o göreve konusunda uzman, liyakat esaslarına uygun yetkililerin gelmesi gerekir. Yoksa biz ülke olarak iklim kaygısını ömür boyu yaşarız…
Saygılar.
