Antalya’da yapılacak COP31’in tarihleri netleşti, Türkiye–Avustralya ortaklığı şekilleniyor. Ancak zirvenin “gençlik yüzü” seçimi, daha baştan soru işaretlerini büyütüyor.

Türkiye, 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31 için takvimi netleştirdi; zirve 9–20 Kasım’da Antalya’da yapılacak. Kâğıt üzerinde her şey hazır görünüyor: ev sahibi Türkiye, müzakere tarafında Avustralya, öncesinde Pasifik’te bir hazırlık toplantısı… Yani klasik COP formatına küçük bir “güncelleme” denemesi. Ama tam da burada insanın aklına şu soru takılıyor: Bu yeni model gerçekten daha kapsayıcı bir iklim siyaseti mi vaat ediyor, yoksa sorumluluğu inceltmenin daha zarif bir yolu mu? Asıl tartışma ise zirvenin sembolik yüzleri üzerinden başladı. Gençlik şampiyonu olarak bir sığır çiftçisinin seçilmesi, ilk bakışta “farklı seslere alan açma” gibi okunabilir. Ama iklim krizinin en tartışmalı alanlarından biri olan hayvancılıkla bu kadar doğrudan bağlantılı bir profilin, gençlik temsilcisi olarak öne çıkarılması gerçekten ne anlatıyor? Bu, dönüşümün içerden mümkün olduğuna dair cesur bir mesaj mı, yoksa kimseyi rahatsız etmeyen bir denge arayışı mı?

İklim Karnemiz Geçer mi?
Türkiye’nin COP31 için ortaya koyduğu “diyalog, uzlaşı, eylem” üçlüsü kulağa tanıdık geliyor. Belki de fazla tanıdık. Çünkü son yıllarda COP zirvelerinin en zayıf noktası tam da buydu: güçlü sözler, zayıf sonuçlar. Antalya’daki zirve bu döngüyü kırabilecek mi, yoksa aynı cümleleri biraz daha parlatıp yeniden mi sunacak? Umarız… Bu iş ülkemiz açısından da ciddi bir sınav. Enerji politikaları, fosil yakıt bağımlılığı, dönüşümün hızı… Bunlar artık görmezden gelinebilecek başlıklar değil. COP31, Türkiye için sadece ev sahipliği yapılan bir zirve değil; aynı zamanda kendi iklim karnesinin uluslararası vitrine çıkacağı bir an. Asıl mesele de bu: Söylenenle yapılan arasındaki mesafe bu kez gerçekten kapanabilecek mi?
