Bir dönem yalnızca nüfus, ulaşım ve yapı yoğunluğu üzerinden şekillenen şehir planları artık sel, aşırı sıcak ve kırılgan altyapı risklerini de hesaba katmak zorunda. Çünkü iklim krizi artık uzak bir senaryo değil; kent yaşamının doğrudan parçası haline geliyor.

Uzmanlara göre şehirler büyümeye devam ederken eski planlama refleksleri yetersiz kalıyor. Betonlaşmanın artırdığı sıcaklık etkisi, yapılaşmaya açılan riskli bölgeler ve altyapı üzerindeki baskı, kentleri her yeni iklim olayında daha kırılgan hale getiriyor. Bu nedenle birçok ülkede şehir planlaması anlayışı yeniden şekilleniyor. Daha fazla yeşil alan, geçirgen yüzeyler, gölgelendirme çözümleri ve dayanıklı altyapılar artık yalnızca çevresel tercih değil; kentlerin geleceği için temel gereklilikler arasında görülüyor.
Ülkemizde ise tablo günden güne daha da kritik bir hale geliyor. Bir yanda hızla büyüyen şehirler, diğer yanda her yıl daha görünür hale gelen sel baskınları, sıcak hava dalgaları ve su stresi, kentlerin iklim krizine karşı ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu büyütüyor. Özellikle dere yataklarına açılan yapılaşma alanları, yoğun betonlaşma ve yeşil alan kaybı; İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’dan Karadeniz kentlerine kadar birçok bölgede kırılganlığı artırıyor. Uzmanlar artık şehirlerin yalnızca bugünün nüfusuna göre değil, geleceğin iklim koşullarına göre tasarlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü mesele artık sadece yeni şehirler kurmak değil, değişen iklim koşullarında yaşamı sürdürebilecek kentler oluşturmak.
