Pazar, Şubat 22, 2026

Karbonun Bedeli Kapıda!

Avrupa karbonu fiyatlandırırken, Türkiye hâlâ bunun bir çevre başlığı mı yoksa sert bir ticaret hamlesi mi olduğuna karar vermeye çalışıyor. Karbon artık hedef değil; gümrükte karşılığı olan bir bedel ve o bedel kapıya dayanmış durumda.

CBAM -Sınırda Karbon Vergisi

Avrupa, karbonu artık bir çevre hedefi olarak değil, ticaretin ölçü birimi olarak ele alıyor. Avrupa Birliği tarafından hayata geçirilen Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması (CBAM), Avrupa pazarına giren ürünlerin üretim sürecinde saldığı karbonu fiyatlandırmayı amaçlıyor. Yani mesele, “ne ürettin?”den çok “nasıl ürettin?” sorusuna kilitlenmiş durumda. Türkiye açısından tablo net ama aslına bakarsanız rahatlatıcı değil. AB, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı. Demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve kimya gibi karbon yoğun sektörler, CBAM’ın doğrudan hedefinde. Bu sektörlerde üretilen her ton ürün, beraberinde görünmeyen ama artık faturaya yazılan bir karbon yükü taşıyor. Buradaki kritik kırılma bence şu; CBAM, Türkiye’ye “karbonu azalt” demiyor; azaltmadığın karbonun bedelini ödüyorsun diyor. Üstelik bu bedel, sadece çevresel bir yaptırım değil; doğrudan fiyat rekabetini bozan bir unsur. Aynı ürünü daha düşük karbonla üreten Avrupalı rakip, pazarda otomatik olarak avantaj kazanıyor.

Rekabet Tercihi
Türkiye’de sanayinin enerji bağımlılığı ve fosil ağırlıklı üretim yapısı, CBAM’ı daha da kritik kılıyor. Karbon maliyeti yükseldikçe, yenilenebilir enerjiye erişimi olan, enerji verimliliğini artırmış tesisler yalnızca “yeşil” değil, daha ucuz ve daha rekabetçi hale geliyor. Bu noktada sürdürülebilirlik, idealist bir hedef olmaktan çıkıp muhasebe tablolarına giriyor. CBAM’ın bir diğer sessiz ama sert etkisi ise veri tarafında. İhracatçıdan sadece ürün değil, karbon hikâyesi isteniyor. Ölçemeyen, raporlayamayan, belgeleyemeyen üretici için Avrupa pazarı giderek daralan bir alana dönüşüyor. “Bizde böyle ölçülmüyor” cümlesinin ticari bir karşılığı kalmıyorr. Sözün özü, kısa vadede CBAM, Türkiye için açık bir maliyet artışı anlamına geliyor. Ancak uzun vadede asıl mesele şu: Bu mekanizma, sanayiyi dönüşmeye zorlayan geçici bir baskı mı, yoksa yıllardır ertelenen yapısal dönüşümün gecikmiş faturası mı? Avrupa bu soruya çoktan cevap vermiş görünüyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Daha fazlası...