Çevre örgütleri, her yıl on binlerce deniz kuşunun balıkçılık faaliyetleri sırasında ölmesini engelleyemediği gerekçesiyle Fransa’yı yargıya taşıdı; tartışma artık yalnızca doğa değil, sorumluluk meselesi.

Fransa kıyılarında her yıl on binlerce deniz kuşu, kimsenin görmediği bir şekilde ölüyor. Ne bir kaza kaydı var ne de çoğu zaman görünür bir iz. Balıkçılık faaliyetleri sırasında “yan av” olarak adlandırılan süreçte, hedef dışı türler ağlara ve oltalara takılıyor, su altında boğularak hayatını kaybediyor. Şimdi üç çevre örgütü, bu tablonun artık göz ardı edilemeyeceğini söyleyerek Fransa’yı yargıya taşıdı. Mesele aslında yeni değil ama görünürlüğü hep düşük kaldı. Çünkü bu ölümler açık denizde, çoğu zaman kayda bile geçmeden gerçekleşiyor. Oysa bilimsel tahminler yalnızca Fransa’da yılda yaklaşık 30 binden fazla deniz kuşunun bu şekilde öldüğünü ortaya koyuyor. Bu rakam, sorunun münferit değil, sistematik olduğunu gösteriyor.
Avrupa Mevzuatı Yetersiz mi?
Davanın merkezinde ise basit ama ağır bir iddia var: Fransa, zaten yürürlükte olan koruma kurallarını uygulamıyor. Avrupa Birliği mevzuatı, hassas türlerin korunması ve yan avın azaltılması için açık yükümlülükler getiriyor. Ancak çevre örgütlerine göre bu kurallar sahada karşılık bulmuyor, denetim zayıf kalıyor ve önlem almak yerine sorun görmezden geliniyor. Üstelik çözüm bilinmeyen bir şey de değil. Balıkçılık ekipmanlarının kullanım saatlerinden, oltaların yerleştirilme derinliğine kadar birçok teknik önlem, deniz kuşu ölümlerini ciddi oranda azaltabiliyor. Sorun teknoloji eksikliği değil; uygulama, denetim ve irade meselesi. Bu dava tam da bu yüzden yalnızca çevresel bir tartışma değil. Aynı zamanda bir yönetim ve sorumluluk testi. Çünkü denizlerde yaşanan bu “sessiz kayıp”, doğrudan insan faaliyetlerinin sonucu ve önlenebilir bir kriz.
Fransa şimdi yalnızca deniz kuşlarını koruyup koruyamadığıyla değil, bildiği bir soruna karşı ne yaptığıyla da yargılanıyor.
