Siyasi baskılardan çekinen dev şirketler, LGBT odaklı eşitlik programlarını resmi raporlarından silerek görünmez kılıyor; ancak veriler, bu geri çekilmenin bir vazgeçiş değil, hakları sessizce koruma amacı taşıyan stratejik bir gizlenme olduğunu kanıtlıyor.

Dünya genelinde artan siyasi polarizasyon ve toplumsal baskılar, çok uluslu devleri sosyal sürdürülebilirlik hamlelerini halka açık raporlardan çekmeye zorlarken; şirketler, eşitlik standartlarını bir PR unsuru olmaktan çıkarıp sessiz birer operasyonel kritere dönüştürüyor. Küresel iş dünyası, çeşitlilik ve kapsayıcılık (DEI) yaklaşımlarında büyük bir paradigma değişimiyle karşı karşıya. Bir dönem “şeffaflık” ve “cesur beyanlar” üzerine kurgulanan sosyal sürdürülebilirlik vizyonu, bugün yerini daha temkinli ve sonuç odaklı bir sürece bırakıyor. Global ölçekteki İnsan Hakları Kampanyası (HRC) gibi kuruluşların verileri, büyük şirketlerin kurumsal endekslere katılımda radikal bir düşüş yaşadığını gösteriyor. Ancak bu düşüş, hakların tırpanlanması değil; kurumların siyasi hedef haline gelmemek için “tabelayı indirme” stratejisinden kaynaklanıyor. Şirketler artık kapsayıcılığı bir pazarlama aracı olarak değil, yetenekli iş gücünü elde tutmanın sessiz bir yolu olarak görüyor.
Şeffaflık Krizi Ve “Yeşil Sosyal” Paradoksu
Özellikle kıtalararası faaliyet gösteren federal yükleniciler ve enerji devleri, farklı coğrafyalardaki siyasi dalgalanmalara karşı oldukça hassas. Sürdürülebilirlik raporlarında “kapsayıcılık” başlıklarının azalması, aslında kurumsal dayanıklılık adına atılmış bir geri adım olarak okunabilir. Veriler, şeffaflık azalsa da iç politikalarda mükemmel puan alan şirket sayısının kendi içinde arttığını gösteriyor. Bu durum, sosyal sürdürülebilirliğin artık gösterişli lansmanlardan çıkıp, kurumsal DNA’nın derinliklerine gizlendiği bir “sessiz güç” dönemini işaret ediyor.
Sosyal Sürdürülebilirliğin Yeni Rotası
Sürdürülebilir iş yaşamı, bugün ekolojik dönüşüm kadar sosyal dengeyi de yönetmek zorunda. Çok uluslu şirketler için LGBT haklarından fırsat eşitliğine kadar uzanan geniş yelpaze, birer “risk yönetimi” başlığına dönüşmüş durumda. Modern iş dünyası şu an şu sorunun cevabını arıyor: Bir değer, ilan edilmeden de korunabilir mi? HRC’nin son analizi, küresel devlerin bu soruya “evet” dediğini ve kapsayıcılığı kamuoyu önünde savunmak yerine, operasyonel süreçlerde kemikleştirerek siyasi radarların altında kalmayı seçtiğini kanıtlıyor.
