Avrupa'nın iklim hedeflerine ulaşabilmesi için önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca avroluk yeni yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Ancak yüksek faiz ortamı, özellikle yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz teknoloji projelerinin finansman maliyetini artırıyor. Bu nedenle son dönemde ekonomistler, sivil toplum kuruluşları ve bazı politika yapıcılar, Avrupa Merkez Bankası'nın yeşil projeler için daha düşük faizli özel finansman mekanizmaları oluşturmasını öneriyor. Benzer uygulamalar daha önce farklı amaçlarla hayata geçirilmişti. ECB, pandemi ve ekonomik durgunluk dönemlerinde bankalara uygun maliyetli uzun vadeli fon sağlayan programlar devreye almıştı. Bu deneyim, iklim yatırımları için de benzer bir "yeşil refinansman" modelinin teknik olarak mümkün olduğu yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

Amaç Fiyat İstikrarı
Buna karşın ECB yönetimi, para politikasının temel görevinin fiyat istikrarını sağlamak olduğunu vurguluyor. Banka, iklim risklerini finansal analizlerine ve bazı operasyonlarına entegre etse de belirli sektörlere ayrıcalıklı faiz uygulanmasının para politikasının sınırlarını zorlayabileceği görüşünde. Enflasyonla mücadelenin önceliğini koruduğu bu dönemde, "yeşil faiz" fikri şimdilik masada bekliyor. Tartışma yalnızca Avrupa'yı ilgilendirmiyor. Çin ve Japonya gibi bazı ülkelerde düşük maliyetli yeşil finansman araçları uygulanırken, Avrupa'nın rekabet gücü açısından benzer adımlar atıp atmaması da giderek daha fazla sorgulanıyor. Destekleyenler, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil ekonomik bir risk olduğunu savunurken, karşı çıkanlar merkez bankalarının sanayi politikası yürütmemesi gerektiğini düşünüyor.
Editörün Görüşü
Merkez bankaları yıllardır ekonomiyi canlandırmak, bankacılık sistemini desteklemek ya da finansal krizleri yönetmek için sıra dışı araçlar kullandı. Peki konu iklim krizi olduğunda neden aynı esneklik gösterilmiyor? Asıl tartışma, yeşil yatırımların desteklenip desteklenmemesi değil; iklim krizinin artık para politikasının da konusu olup olmadığı. Eğer iklim değişikliği finansal istikrarı tehdit ediyorsa, merkez bankalarının "tarafsız" kalması gerçekten mümkün mü?






