Wilo Türkiye Genel Müdürü Duygu Erdem: “Sürdürülebilirlik yaklaşımımız ürün seviyesinde kalmıyor. Binalardan endüstriyel tesislere, şehir altyapılarından büyük ölçekli projelere kadar kaynak yönetimi odağında hareket ediyoruz.”

Röportaj: Nüshet Çamuşoğlu
Su teknolojileri sektöründe sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımıyla öne çıkan Wilo, suyun verimli yönetimine yönelik geliştirdiği yenilikçi çözümlerle global ölçekte olduğu kadar Türkiye’de de dikkat çekiyor. Şirket, enerji verimliliği ve kaynak optimizasyonunu merkeze alan teknolojileriyle sürdürülebilir geleceğe katkı sunuyor. Yeşil İş Platformu olarak gerçekleştirdiğimiz bu röportajda Wilo Türkiye Genel Müdürü Duygu Erdem ile şirketin sürdürülebilirlik vizyonunu, su yönetimindeki yaklaşımını ve sektöre yön veren uygulamalarını konuştuk.
Öncelikle sizi ve ekibinizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Wilo olarak dünyada 150 yılı aşkın süredir Türkiye’de ise 35 yıldır su teknolojileri alanında faaliyet gösteriyoruz ve global gücümüzü yerel uzmanlıkla birleştiriyoruz. Yapıdan endüstriye, altyapıdan enerjiye kadar geniş bir alanda suyun verimli ve sürdürülebilir yönetimine odaklanıyoruz. Wilo Türkiye Genel Müdürü olarak, finans ve operasyon yönetimi alanında 20 yılı aşkın ulusal ve uluslararası deneyimimle şirketin stratejik büyüme yolculuğuna liderlik ediyorum. Kariyerim boyunca finansal yönetim, operasyonel verimlilik, finansal süreçlerin iyileştirilmesi ile mali performansın artırılması gibi alanlarda farklı sorumluluklar üstlendim.
Bugün Wilo Türkiye’de odağım, şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerini destekleyen güçlü bir finansal yapı kurmak ve iş kararlarını veri temelli, şeffaf ve öngörülebilir hale getirmek. Ekibimle birlikte tüm operasyon, bütçeleme, raporlama, risk yönetimi ve yatırım süreçlerini bütüncül bir bakış açısıyla yönetiyoruz. Aynı zamanda operasyonel süreçlerin verimliliğini artırarak işin genel performansına doğrudan katkı sağlıyoruz. Türkiye organizasyonumuz; satış, teknik servis, üretim ve kalite, tedarik zinciri, insan kaynakları, finans ve pazarlama ekiplerinden oluşan güçlü ve entegre bir yapıdan oluşuyor. Her bir ekip hem kendi uzmanlık alanında hem de ortak hedefler doğrultusunda uyum içinde çalışıyor.
Türkiye’de 110 kişilik bir ekip ile faaliyet gösteriyoruz. Yetkili bayi ve servis ağımızla ülkenin dört bir yanına ulaşıyor, müşterilerimize uçtan uca çözüm sunuyoruz. İstanbul Tuzla’daki merkezimiz ise operasyonel gücümüzü ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı yansıtan önemli bir üs niteliği taşıyor.
Su teknolojisi alanında öncü bir şirket olarak sürdürülebilir su yönetimini nasıl sağlıyorsunuz? Sektöre hangi tavsiyeleri verirsiniz?
Sürdürülebilir su yönetimini yalnızca teknik bir süreç olarak değil; insanı, teknolojiyi ve kaynak verimliliğini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bizim için suyu yönetmek; sistemlerin sürdürülebilirliğini minimum enerji tüketimiyle sağlarken insanların yaşam kalitesini ve konforunu da ön planda tutmak anlamına geliyor. Bu noktada dijitalleşme ve enerji verimliliği en kritik iki unsur olarak öne çıkıyor. Akıllı kontrol sistemleri, sensör teknolojileri ve yapay zeka destekli çözümler sayesinde su sistemlerini gerçek zamanlı izlenebilir ve optimize edilebilir hale getiriyoruz. Böylece hem enerji tüketimini hem de su kayıplarını azaltırken sistemlerin verimliliğini artırıyoruz.
Wilo olarak WATER AI yaklaşımını yalnızca bir teknoloji dönüşümü değil, insan ve teknolojinin birlikte çalıştığı yeni bir yönetim anlayışı olarak değerlendiriyoruz. Yapay zekayı; insan uzmanlığını destekleyen, karar alma süreçlerini güçlendiren ve sürdürülebilirliği hızlandıran önemli bir araç olarak görüyoruz.
Sürdürülebilirlik yaklaşımımız ürün seviyesinde kalmıyor. Binalardan endüstriyel tesislere, şehir altyapılarından büyük ölçekli projelere kadar tüm değer zincirinde verimlilik, uzun ömürlü sistem tasarımı ve kaynak yönetimi odağında hareket ediyoruz. Sektöre ilişkin en önemli tavsiyem ise kısa vadeli maliyet yaklaşımının ötesine geçilmesi olur. Bugün yatırım kararlarında toplam yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, karbon etkisi ve dijital yönetilebilirlik birlikte değerlendirilmeli. Çünkü veriyle yönetilmeyen hiçbir altyapı sistemi geleceğin ihtiyaçlarına sürdürülebilir şekilde cevap veremez. Gerçek etki; veri, teknoloji, mühendislik ve insan odağı aynı zeminde buluştuğunda ortaya çıkıyor. Biz de Wilo Türkiye olarak tüm çözümlerimizi bu anlayış üzerine inşa ediyoruz.
Tuzla Orhanlı’daki genel müdürlük binası Avrupa pompa sektöründe LEED sertifikalı ilk tesis olma özelliğini nasıl başardı?
Tuzla Orhanlı’daki genel müdürlük ve üretim tesisimizi tasarlarken temel önceliğimiz, sürdürülebilirliği bir hedef değil, yapının doğal bir parçası haline getirmekti. Bu yaklaşım sayesinde tesisimiz, Avrupa pompa sektöründe LEED Gold sertifikası alan ilk tesis olma başarısını elde etti.
Süreç boyunca enerji verimliliği, kaynak yönetimi ve çevresel etkiyi minimuma indirme hedefiyle hareket ettik. Bina tasarımından kullanılan malzemelere, su tüketiminden atık yönetimine kadar tüm detaylar uluslararası sürdürülebilirlik kriterlerine göre planlandı. Bu başarıyı mümkün kılan en önemli unsur ise bütüncül mühendislik yaklaşımımız oldu. Gün ışığından maksimum fayda sağlayan mimari yapı, yüksek verimli HVAC sistemleri, ve akıllı bina otomasyon sistemleriyle desteklendi. BMS enerji izleme altyapısı sayesinde tüm kaynak kullanımı anlık olarak takip edilip optimize edilebiliyor. Aynı zamanda kampüsümüzde kullanılan içme suyunu kendi kuyumuzdan temin ediyor, kendi arıtma sistemlerimizle işleyerek minimum karbon ayak iziyle tüketiyoruz.
Biz sürdürülebilirliği yalnızca çevresel performans olarak değil, aynı zamanda insan odaklı bir çalışma kültürü olarak değerlendiriyoruz. Dijital altyapılar sayesinde çalışanlar için daha verimli, daha konforlu ve daha sürdürülebilir çalışma alanları oluşturuyoruz. Bugün tesisimiz aynı zamanda sürdürülebilir teknolojilerin gerçek yaşamda nasıl çalıştığını gösteren önemli bir referans merkezi niteliği taşıyor.
Wilo-Stratos GIGA 2.0 ve COR-Helix2.0-VE serileriyle enerji verimliliğini nasıl sağlıyorsunuz?
Wilo Türkiye olarak enerji verimliliğini ürün geliştirme yaklaşımımızın merkezine koyuyoruz. Wilo-Stratos GIGA 2.0 ve COR-Helix2.0-VE serileri de bu yaklaşımın en güçlü örnekleri arasında yer alıyor.
Her iki sistemde de temel hedefimiz, suyun hareketini minimum enerji tüketimiyle en verimli şekilde yönetmek. Ancak bugün enerji verimliliği yalnızca güçlü motor teknolojileriyle değil; akıllı kontrol sistemleri, veri analitiği ve dijitalleşmeyle mümkün hale geliyor. Wilo-Stratos GIGA 2.0 serisinde kullanılan IE5 verimlilik sınıfındaki EC motor teknolojisi enerji kayıplarını minimuma indirirken, gelişmiş hidrolik yapı akış optimizasyonu sağlıyor. Dynamic Adapt Plus, Multi Flow Adaptation gibi akıllı kontrol özellikleri sistem ihtiyaçlarını anlık analiz ederek pompa performansını otomatik şekilde optimize ediyor. Böylece sistem yalnızca ihtiyaç duyduğu kadar çalışıyor ve gereksiz enerji tüketimi önleniyor.
COR-Helix2.0-VE serisinde ise frekans kontrollü IE5 motorlar ve optimize edilmiş çok kademeli pompa yapısı sayesinde yüksek enerji verimliliği sağlanıyor. Sistem, değişen basınç ihtiyacına göre kendini dinamik olarak ayarlayarak enerji kullanımını sürekli optimize ediyor. Her iki seride de dijitalleşme kritik rol oynuyor. Uzaktan izleme sistemleri, bina otomasyon entegrasyonu ve gerçek zamanlı veri analizi sayesinde işletmeler hem enerji tüketimlerini hem de operasyonel maliyetlerini önemli ölçüde azaltabiliyor. Biz yapay zekâ ve dijitalleşmenin gelecekte su teknolojilerinde çok daha belirleyici hale geleceğine inanıyoruz. Ancak bu dönüşümün merkezinde her zaman insan olacak. Teknolojiyi, insanların daha doğru kararlar almasını sağlayan ve sürdürülebilirliği güçlendiren bir araç olarak konumlandırıyoruz.
“Wilo ile Geleceğe Köprü” ile nasıl bir etki yarattınız? Farklı projeleriniz olacak mı?
“Wilo ile Geleceğe Köprü” programını yalnızca bir sosyal sorumluluk projesi değil, insan odaklı dönüşüm vizyonumuzun önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü sürdürülebilir geleceğin yalnızca teknoloji yatırımlarıyla değil, insan gelişimine yapılan yatırımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Programın ilk döneminde kadın mühendis adaylarına odaklanarak fırsat eşitliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefledik. İkinci dönemde ise kapsayıcılığı genişleterek depremden etkilenen üniversite öğrencilerini programa dahil ettik.
Program kapsamında katılımcıların öz güvenlerini geliştirmelerini, sektör hakkında bilgi edinmelerini ve kariyer planlamalarını daha bilinçli şekilde yapmalarını destekledik. Mentorluk süreci boyunca davranış envanteri ve öz farkındalık çalışmaları, mülakat teknikleri, etkili iletişim ve sürdürülebilirlik eğitimleri sunduk. BPW İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği’nin EMCC akredite mentorlarıyla yürüttüğümüz program sayesinde gençlerin yalnızca bilgi değil, aynı zamanda bakış açısı ve ilham kazanmalarını amaçladık.
Bugün iş dünyasında dönüşümün merkezinde teknoloji kadar insanın da yer aldığına inanıyoruz. Yapay zekâ ve dijitalleşme hızla gelişirken; iletişim, empati, liderlik ve rehberlik gibi insani yetkinlikler daha da kritik hale geliyor. Önümüzdeki dönemde de genç yeteneklere, fırsat eşitliğine ve sürdürülebilir geleceğe katkı sağlayacak farklı projeler geliştirmeye devam edeceğiz.
Mayıs ayı Biyobozunur Atık Ayı olarak geçiyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
Biyobozunur atıkların yönetimini, sürdürülebilir şehirlerin geleceği açısından kritik bir konu olarak görüyoruz. Çünkü bugün atık yönetimi yalnızca çevresel bir başlık değil; su yönetimi, enerji verimliliği ve iklim dayanıklılığıyla doğrudan bağlantılı bir altyapı meselesi haline geldi. Mayıs ayının bu konuda farkındalık yaratması, döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaşması açısından oldukça değerli. Biyobozunur atıkların doğru şekilde ayrıştırılması ve geri kazanım süreçlerine dahil edilmesi; hem çevresel yükün azaltılmasına hem de enerji geri kazanımı gibi sürdürülebilir fırsatların oluşmasına katkı sağlıyor.
Su teknolojileri açısından baktığımızda ise organik atık yönetimi, atık su arıtma süreçlerinin verimliliğini ve şehir altyapılarının sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle akıllı şehirlerin geleceğinde su, enerji ve atık yönetiminin birbirinden bağımsız düşünülmesi mümkün değil. Dijitalleşme, veri analitiği ve akıllı altyapı çözümleri sayesinde şehirlerin kaynak kullanımını optimize etmek ve çevresel etkilerini azaltmak mümkün hale geliyor. Ancak sürdürülebilir dönüşüm yalnızca teknolojiyle gerçekleşmez. Gerçek dönüşüm; kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve bireylerin ortak sorumluluk anlayışıyla hareket etmesiyle mümkün olur. Bu nedenle bu tür farkındalık dönemlerini davranış değişimini hızlandıran önemli bir başlangıç noktası olarak değerlendiriyoruz.
