NATO Zirvesi'nin ardından ittifak ülkeleri, savunma kapasitesini artırmaya yönelik en iddialı mali hedeflerinden birini yeniden teyit etti. Buna göre üye ülkeler, 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5'ini savunma ve güvenlikle bağlantılı yatırımlara ayırmayı hedefliyor. Bu oranın en az yüzde 3,5'i doğrudan askeri kapasite, personel ve savunma sistemlerine ayrılırken, kalan yüzde 1,5'lik bölüm ise kritik altyapı, siber güvenlik, lojistik, inovasyon ve toplumsal dayanıklılık gibi güvenlik odaklı yatırımlarda kullanılacak.
NATO, söz konusu yaklaşımı yalnızca askeri gücü artıracak bir adım olarak değil; enerji altyapısından ulaştırma ağlarına kadar uzanan kritik sistemlerin güvenliğini güçlendirecek daha geniş bir stratejinin parçası olarak tanımlıyor. Üye ülkelerin bu hedef doğrultusunda ulusal planlar hazırlaması ve ilerlemelerini düzenli olarak raporlaması bekleniyor.

Bütçelerde Yeni Öncelik Ne Olacak?
Zirvede alınan kararlar, iklim ve sürdürülebilirlik çevrelerinde farklı bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Son yıllarda birçok ülke, bütçe baskıları nedeniyle yeşil dönüşüm projelerini ertelemek, iklim teşviklerini azaltmak ya da kamu yatırımlarını yeniden önceliklendirmek zorunda kaldı. Savunma harcamalarının hızla artacak olması, temiz enerji yatırımları, sanayinin karbonsuzlaşması ve iklim uyum projeleri için ayrılan kaynakların geleceğine ilişkin soru işaretlerini de büyütüyor.Bunun yanında savunma sanayisinin büyümesi; çelik, alüminyum, çimento ve enerji gibi yüksek karbon yoğunluğuna sahip sektörlerde üretimin artması anlamına geliyor. Uzmanlar, bu büyümenin emisyonlar üzerindeki etkisinin daha şeffaf biçimde izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Öte yandan NATO'nun güvenlik tanımı artık yalnızca askeri unsurlarla sınırlı değil. Enerji altyapısının korunması, elektrik şebekelerinin dayanıklılığı, limanlar, ulaştırma koridorları ve dijital sistemlerin güvenliği de yeni dönemin öncelikleri arasında yer alıyor. Bu durum, doğru planlandığında bazı yatırımların hem ulusal güvenliği hem de iklim direncini aynı anda güçlendirebileceğine işaret ediyor.
Editörün Görüşü
Savunma, elbette ki ülkelerin vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç. Ancak iklim krizi de artık yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik istikrarı, gıda güvenliğini, enerji sistemlerini ve toplumsal dayanıklılığı doğrudan etkileyen küresel bir güvenlik meselesi. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda asıl tartışma, savunmaya ne kadar harcandığından çok, artan savunma bütçeleriyle yeşil dönüşüm hedeflerinin nasıl birlikte finanse edileceği olacak bana sorarsanız. Güvenliğin tanımı genişlerken, iklimin bu tanımın neresinde duracağı ise şimdiden yanıt bekleyen en önemli sorulardan biri.






