Ormanlar, sulak alanlar, temiz su kaynakları ve verimli topraklar uzun yıllar boyunca ekonomik sistemlerin "bedava hizmetleri" olarak görüldü. Ancak giderek daha fazla uzman, doğanın aslında tüketilen değil yatırım yapılması gereken bir sermaye olduğunu savunuyor. Çünkü doğa zayıfladığında ekonominin de temelleri sarsılıyor.

Ekonomi denildiğinde akla genellikle fabrikalar, yollar, binalar, makineler veya finansal yatırımlar geliyor. Oysa tüm bu sistemlerin görünmeyen bir ortağı daha var ki o da doğa. Temiz su, verimli topraklar, sağlıklı ormanlar, biyolojik çeşitlilik ve iklim dengesi yalnızca çevresel değerler değil, ekonomik faaliyetlerin devamını sağlayan temel kaynaklar olarak kabul ediliyor. Bu nedenle son yıllarda giderek daha fazla uzman, "doğal sermaye" kavramını ekonomi politikalarının merkezine yerleştirmeye çalışıyor. Doğal sermaye yaklaşımı, doğayı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, toplumların refahını destekleyen bir varlık olarak ele alıyor. Tarımın sürdürülebilmesi için toprağa, sanayinin üretim yapabilmesi için suya, şehirlerin yaşanabilir kalabilmesi için ise ekosistem hizmetlerine ihtiyaç duyuluyor. Ancak ekonomik büyüme çoğu zaman bu kaynakların tükenme hızını yeterince hesaba katmıyor.
Doğal Sermaye
Bugün dünyanın birçok bölgesinde kuraklık, biyolojik çeşitlilik kaybı, toprak bozulması ve su stresi yalnızca çevre sorunu olarak değil, ekonomik risk olarak da değerlendiriliyor. Çünkü doğanın sunduğu hizmetler zayıfladığında tarımsal verimlilikten enerji üretimine, turizmden kent yaşamına kadar birçok alan doğrudan etkileniyor. Uzmanlara göre geleceğin ekonomik dayanıklılığı, yalnızca finansal yatırımlarla değil doğal varlıkların korunmasıyla da yakından ilişkili.Su kaynakları üzerindeki baskının artması, tarım alanlarının niteliğinin değişmesi ve iklim krizinin etkilerinin daha görünür hale gelmesi, doğal varlıkların ekonomik değerinin yeniden düşünülmesini gerektiriyor. Bir baraj, otoyol veya sanayi tesisi yatırım olarak görülürken, bir sulak alanın ya da ormanın sağladığı uzun vadeli faydaların çoğu zaman ekonomik hesaplara yeterince yansımadığı belirtiliyor.
Belki de önümüzdeki yılların en önemli sorularından biri şu olacak: Bir ülkenin serveti yalnızca ürettiği beton, çelik ve finansal değerlerle mi ölçülmeli, yoksa koruyabildiği nehirler, ormanlar ve ekosistemlerle de mi? Doğal sermaye tartışması tam da bu soruya yeni bir yanıt arıyor.






