Türkiye Offshore’a Nasıl Hazırlanıyor?

20 Ağustos 2026 | Enerji | 0 yorum

Türkiye, rüzgâr enerjisinde karadan denize geçiş için hazırlıklarını hızlandırıyor. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört aday saha belirlenirken, ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasının 2027’nin ilk çeyreğinde yapılması planlanıyor. 2035 hedefi 5 bin MW. Ancak Türkiye’nin offshore sınavı yalnızca türbinleri denize kurmakla sınırlı değil; limanlardan yerli tedarik zincirine, mühendislik kapasitesinden deniz ekosistemlerinin korunmasına kadar yeni bir enerji altyapısının kurulması gerekiyor.

Türkiye’nin rüzgâr enerjisi hikâyesi bugüne kadar büyük ölçüde karada yazıldı. Türbinler tepelerde yükseldi, kanatlar fabrikalarda üretildi, ekipmanlar karayoluyla taşındı ve rüzgâr santralleri elektrik sisteminin giderek daha görünür bir parçası haline geldi. Şimdi aynı hikâyenin sahnesi değişiyor: Deniz. Türkiye, 2027’nin ilk çeyreğinde ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştirmeyi planlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ağustosta yaptığı açıklamada ihalenin eylülde duyurulacağını ve offshore rüzgârda 2035 hedefinin 5 bin MW olduğunu açıkladı. Bu, Türkiye açısından yalnızca yeni bir YEKA modeli değil, enerji sektörünün daha önce büyük ölçekte deneyimlemediği bir üretim alanına giriş anlamına geliyor. İlk somut adım da atılmış durumda. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıkları denizüstü rüzgâr enerjisine dayalı aday YEKA alanları olarak belirlendi. Mayıs ayında ilan edilen bu dört saha için detaylı çalışmalar başlatılırken, haziran ayında offshore YEKA yarışmasına ilişkin şartname duyurusu da yayımlandı. Fakat offshore rüzgârı karadaki RES’lerin denize taşınmış hali olarak görmek, işin en önemli kısmını atlamak olur.

Türkiye Offshore’a Nasıl Hazırlanıyor?

Türkiye önce denize değil, altyapıya hazırlanıyor

Deniz üzerinde türbin kurmak, karada türbin kurmaktan çok daha farklı bir lojistik ve mühendislik düzeni gerektiriyor. Türbin bileşenleri daha büyük ve ağır; kurulum için özel gemilere, uygun deniz koşullarında çalışabilecek ekipmanlara, denizaltı kablolarına ve güçlü liman altyapısına ihtiyaç var. Bu nedenle Türkiye’de offshore rüzgâr gündemi yalnızca enerji bürokrasisinin değil, limanların, gemi inşa sektörünün, çelik sanayisinin, kablo üreticilerinin, mühendislik şirketlerinin ve lojistik sektörünün de konusu haline geliyor. Sektör temsilcilerinin haziran ayında Mersin’de gerçekleştirdiği liman toplantısında dikkat çekilen noktalardan biri de tam olarak buydu: Offshore projelerinde kullanılan türbin bileşenleri karasal rüzgâr projelerine göre çok daha büyük ve ağır. Dolayısıyla limanların yalnızca yüklerin geçtiği noktalar değil, aynı zamanda üretim ve montaj üsleri olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu, Türkiye açısından önemli bir eşik. Çünkü 5 bin MW’lık bir hedef yalnızca elektrik üretim kapasitesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bu kapasiteyi kurabilecek bir sanayi kapasitesi anlamına geliyor.

Türkiye’nin offshore sanayisi hazır mı?

Bu sorunun cevabını bulmak için de çalışmalar başladı. İzmir Kalkınma Ajansı, ENSİA, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Derneği ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği iş birliğiyle Türkiye Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Sanayi Envanteri güncelleniyor. Çalışmanın amacı, üretimden mühendisliğe, gemi inşadan liman ve lojistiğe, kablolamadan çelik konstrüksiyona ve enerji ekipmanlarına kadar Türkiye’deki mevcut kapasiteyi ortaya koymak. Bu envanterin önemi yalnızca “Türkiye’de kim ne üretiyor?” sorusunun cevabını vermesinde değil. Aynı zamanda offshore rüzgârın yaratacağı ekonomik değerin ne kadarının Türkiye’de kalabileceğini görmek açısından önemli.

Çünkü offshore rüzgâr hızla büyüyen küresel bir sektör olsa da bu büyümenin her ülkeye aynı sanayi kazanımını sağlaması gerekmiyor. Türbinleri denize kurmak mümkün; ancak ekipmanın büyük kısmı dışarıdan geliyorsa, bakım ve mühendislik kapasitesi başka ülkelerdeyse ve liman altyapısı yetersizse, yatırımın yerli ekonomik etkisi sınırlı kalabilir. Türkiye’nin önündeki mesele bu nedenle yalnızca “kaç MW kuracağız?” değil. Bir diğer soru da şu: “Bu 5 bin MW’lık kapasitenin ne kadarını Türkiye’nin kendi sanayisiyle kurabileceğiz?”

Deniz, boş bir enerji alanı değil

Offshore rüzgârın karadaki projelerden ayrıldığı bir başka nokta ise üzerinde kurulacağı alanın başka kullanıcıları da olması. Denizler; balıkçılık, deniz taşımacılığı, turizm, savunma, kıyı ekonomileri ve ekosistemler açısından aynı anda kullanılan alanlar. Türbinlerin kurulacağı sahaların belirlenmesi bu nedenle yalnızca rüzgâr hızına bakılarak yapılabilecek bir tercih değil. Türkiye’nin ilk dört aday sahasının ilan edilmesiyle birlikte bu başlık daha da önem kazanıyor. Çünkü offshore rüzgârda “en iyi rüzgâr alanı” ile “en uygun yatırım alanı” her zaman aynı yer olmayabilir. Balıkçılık faaliyetleriyle çakışan, önemli deniz yaşam alanlarına denk gelen veya deniz trafiğini zorlaştıran bir saha teknik açıdan iyi bir rüzgâr kaynağı olabilir; ancak gerçek dünyada yatırımın önüne başka sınırlar çıkarabilir. Bu nedenle offshore hazırlığının bir ayağı da çevresel ve mekânsal planlama olacak.

İhale yalnızca ilk eşik

Türkiye’nin ilk offshore YEKA yarışması, kuşkusuz sektör açısından kritik bir dönemeç. Ancak ihale sonucunun açıklanması, bu hikâyenin sonu değil, başlangıcı olacak. Ardından finansman, izinler, proje geliştirme, liman hazırlıkları, tedarik sözleşmeleri, deniz tabanı çalışmaları, kablo güzergâhları, kurulum ve bakım operasyonları gelecek. Üstelik denizde çalışan bir rüzgâr santralinin işletme ve bakım ihtiyaçları da karadaki santrallerden farklı.

Türkiye bu nedenle bugün aslında bir santral değil, yeni bir sektör hazırlıyor. Aday sahaların belirlenmesi, ihale şartnamesinin hazırlanması, sanayi envanterinin güncellenmesi ve limanların gündeme alınması bu hazırlığın farklı parçaları. 2035’e kadar 5 bin MW hedefi gerçekleşirse, bu parçaların yalnızca enerji üretiminde değil; gemi inşa, çelik, elektrik ekipmanları, kablo, mühendislik ve bakım hizmetlerinde de yeni bir pazar yaratması beklenebilir. Ama bunun otomatik olarak gerçekleşeceğini düşünmek için de henüz erken.

Türkiye’nin asıl offshore sınavı

Rüzgârı denize taşımak teknik olarak mümkün. Dünyada bunun örnekleri yıllardır var. Türkiye için asıl mesele, offshore rüzgârın yerli sanayi, liman altyapısı, finansman, enerji şebekesi ve deniz ekosistemleriyle birlikte tasarlanması. Çünkü 5 bin MW yalnızca bir kapasite hedefi değil; aynı zamanda Türkiye’nin önüne koyduğu büyük bir koordinasyon testi. İlk ihale 2027’nin ilk çeyreğinde yapılacak. Dört aday saha şimdiden masada. Sanayi envanteri güncelleniyor, limanların offshore için nasıl kullanılacağı tartışılıyor. Türkiye offshore’a hazırlanıyor. Şimdi mesele, denize türbin dikmekten çok daha büyük: Türkiye bu yeni enerji alanının etrafında kendi sanayisini, altyapısını ve kurallarını ne kadar hızlı kurabilecek?

Yazıyı Paylaş:

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Futbol emisyonları

Karşınızda… Futbolun Karbon Ayak İzi!

Arjantin-soğuk hava

Avrupa Yanarken, Arjantin Buz Kesti!

Hayrettin Karaca ve A. Nihat Gökyiğit

TEMA’nın Kurucularına Bir Anma, Doğaya Bir Hatırlatma

Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim, İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Direktörü Selda Susal Saatçi

Anadolu Efes, BM Okyanus Konferansı’nda Türkiye’yi Temsil Etti

Sistem Alüminyum

Sistem Alüminyum 30. Yılını Yeni Yatırımlarla Kutluyor

hidrojen

Hidrojenin Görünmeyen Yüzü!