Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA), 31. Genel Kurulu'nda derin deniz madenciliğine ilişkin düzenlemeleri görüşmeye devam ederken, bazı şirketlerin faaliyetlerini doğrudan etkileyen kararlar da aldı. Bu adımlar, çevre örgütlerinin kurumu "tarafsız düzenleyici" kimliğinden uzaklaşmakla suçlamasına yol açtı. Eleştirilerin odağında ise, hukuki tartışmalar sürmesine rağmen bazı şirketlerin faaliyetlerinin önünü açtığı belirtilen kararlar yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında faaliyet gösteren ISA'nın görevi, ulusal yetki alanlarının dışındaki deniz tabanındaki kaynakları insanlığın ortak mirası anlayışıyla yönetmek.
Ancak eleştirmenlere göre kurum uzun süredir iki farklı rol arasında sıkışmış durumda. Bir yandan derin deniz madenciliğini düzenlemesi beklenirken, diğer yandan bu sektörün gelişimini teşvik eden yapısıyla çıkar çatışması riski taşıyor. Bilim insanları ve çevre örgütleri de bu nedenle ticari madencilik başlamadan önce daha güçlü çevresel güvenceler ve şeffaf kurallar oluşturulmasını istiyor.
Bilim hâlâ temkinli
Derin denizlerde bulunan polimetalik nodüller; nikel, kobalt, bakır ve manganez gibi enerji dönüşümünde kritik görülen metalleri içeriyor. Bu nedenle birçok şirket bu kaynakları elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri için stratejik görüyor. Ancak bilim dünyası, binlerce metre derinlikteki ekosistemlerin nasıl etkileneceğine ilişkin belirsizliklerin hâlâ sürdüğüne dikkat çekiyor. Son yıllarda yayımlanan kapsamlı araştırmalar, habitat kaybı, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiler ve karbon döngüsüne yönelik riskler konusunda yeterli veri bulunmadığını ortaya koyuyor.
Editörün Görüşü
Derin deniz madenciliği tartışması artık yalnızca "kazalım mı, kazmayalım mı?" sorusundan ibaret değil.
Asıl mesele, bu kararı kimin vereceği.
Çünkü düzenleyici kurumun tarafsızlığı sorgulanmaya başladığında, alınacak her karar bilimsel gerekçelerle değil, ekonomik çıkarlarla ilişkilendiriliyor. İklim krizi için kritik minerallere ihtiyaç duyulabilir. Ancak bu ihtiyaç, henüz neredeyse hiç tanımadığımız okyanus tabanını geri dönüşü olmayan bir endüstriyel alana dönüştürmenin gerekçesi olabilir mi sizce?






