Yıllardır enerji dönüşümünün başarısı, kurulan güneş panelleri ve dikilen rüzgâr türbinleriyle ölçüldü. Her yeni rekor, fosil yakıtların sonunun biraz daha yaklaştığının kanıtı olarak sunuldu. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA) son verileri de ilk bakışta bu hikâyeyi doğrülüyor. Dünya, 2025 yılında 692 gigavat yeni yenilenebilir enerji kapasitesini devreye aldı. Toplam kurulu güç 5.149 gigavata yükselirken, yenilenebilir kaynaklar küresel elektrik kurulu gücünün yüzde 49,4'ünü oluşturur hale geldi. Üstelik yıl içinde eklenen yeni elektrik kapasitesinin yüzde 85,6'sı yenilenebilir kaynaklardan geldi. Bu tablo önemli. Çünkü artık mesele "yenilenebilir enerji büyüyor mu?" sorusunu çoktan geride bırakmış durumda.

Rekorun yıldızı yine güneş
2025'in açık ara kazananı güneş enerjisi oldu. Yalnızca bir yılda 510 gigavat yeni güneş enerjisi kapasitesi sisteme eklendi. Rüzgâr enerjisi ise 159 gigavatlık artış kaydetti. Başka bir ifadeyle, geçen yıl kurulan her 100 megavatlık yenilenebilir enerji kapasitesinin yaklaşık 97 megavatı güneş ve rüzgârdan geldi. Maliyetlerin düşmesi ve teknolojilerin olgunlaşması, yatırım kararlarını giderek daha fazla bu iki kaynağa yönlendiriyor. Ancak güneş ve rüzgârın ortak bir özelliği var: İkisi de hava durumuna bağlı. İşte enerji dönüşümünün yeni düğümü de tam burada başlıyor!
Sorun artık üretmek değil, yönetmek
Bir ülke öğle saatlerinde ihtiyacından fazla güneş elektriği üretebilir. Akşam olduğunda ise aynı sistem birkaç saat içinde tamamen farklı bir dengeye ihtiyaç duyar. Bu nedenle yeni dönemin kahramanı artık yalnızca güneş paneli ya da rüzgâr türbini olmayacak. Elektrik depolama sistemleri, akıllı şebekeler, iletim hatları ve talep yönetimi, enerji dönüşümünün görünmeyen ama en kritik parçaları haline geliyor. IRENA da raporunda tam bu noktaya dikkat çekiyor. Kurulu güçteki rekor artışın, şebeke esnekliği ve altyapı yatırımlarıyla desteklenmemesi halinde enerji dönüşümünün hız kesebileceği uyarısında bulunuyor.
Rekor herkesin değil
Verilerin gösterdiği bir başka gerçek ise dönüşümün eşit ilerlemediği. 2025 yılında kurulan yeni yenilenebilir enerji kapasitesinin yaklaşık yüzde 80'i yalnızca Çin, ABD ve Avrupa Birliği'nde gerçekleşti. Afrika'nın payı ise yüzde 1,6 seviyesinde kaldı. Yani dünya temiz enerjiye doğru hızla ilerliyor; ancak herkes aynı hızda değil. İklim krizinden en ağır etkilenen bölgeler, enerji dönüşümünün ekonomik fırsatlarından hâlâ en az payı alan ülkeler arasında bulunuyor. COP28'de kabul edilen hedef, 2030'a kadar küresel yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarmak. 2025 verileri bu hedefe yaklaşıldığını gösteriyor. Ancak mevcut büyüme hızı tek başına yeterli değil. IRENA'ya göre hedefe ulaşılabilmesi için kapasite artışının önümüzdeki yıllarda da ivmesini koruması gerekiyor.
Editörün Görüşü
Enerji dönüşümünü yıllardır megavatlarla ölçtük. Ne kadar panel kuruldu, kaç türbin dikildi, hangi ülke rekor kırdı...
Oysa elektriğin küçük bir huyu var: Üretildiği anda tüketilmek istiyor. Eğer onu taşıyacak iletim hattınız, saklayacak bataryanız, yönetecek akıllı şebekeniz yoksa, kurduğunuz santral bazen yalnızca manzaranın bir parçası oluyor. Belki de enerji dönüşümünün ikinci perdesi bugün başlıyor. İlk perdeyi mühendisler yazdı; güneşi ucuzlattılar, rüzgârı büyüttüler. İkinci perdeyi ise şebeke planlamacıları, depolama teknolojileri ve siyaset yazacak. Çünkü artık soru "Daha kaç santral kuracağız?" değil. Soru şu, Kurduğumuz sistemi gerçekten çalıştırabilecek miyiz?






