Karbon piyasası uzun yıllar boyunca "salımı dengeleme" mantığıyla ilerledi. Bir şirket emisyon üretirken başka bir yerde korunan ya da dikilen ormanlardan elde edilen karbon kredilerini satın alıyor, böylece iklim üzerindeki etkisini telafi ettiğini savunuyordu. Ancak bu model, yıllardır karbonun gerçekten atmosferden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmadığı ve kredilerin ne kadar güvenilir olduğu yönündeki tartışmalar nedeniyle yoğun eleştiri altında.

Bu nedenle son dönemde büyük şirketlerin yönü değişmeye başladı. Google, McKinsey ve Tencent'in Endonezya'da 6 bin hektarlık bozulmuş araziyi yeniden üretken hâle getirecek agroormancılık projesinden uzun vadeli karbon giderimi satın alma anlaşması yapması, piyasanın giderek "kaç ton kredi alındığı" yerine "kaç ton karbonun gerçekten atmosferden çekildiği" sorusuna odaklandığını gösteriyor. Anlaşma kapsamında projenin 635 bin tondan fazla karbon giderimi sağlaması hedefleniyor.
Karbon Kredisi Değil, Karbon Giderimi Yarışı
Uzmanlara göre karbon piyasasında artık iki farklı yaklaşım belirginleşiyor. Bir yanda mevcut emisyonları dengelemeye çalışan geleneksel karbon kredileri, diğer yanda ise atmosferden ilave karbon çekmeyi hedefleyen karbon giderim projeleri bulunuyor. Özellikle teknoloji şirketleri, net sıfır hedeflerine ulaşabilmek için ikinci gruba daha fazla kaynak ayırmaya başladı. Bunun nedeni yalnızca iklim hedefleri değil; yatırımcıların ve düzenleyicilerin karbon kredilerinin kalitesine yönelik beklentilerinin de giderek yükselmesi.
Endonezya'daki proje de yalnızca karbon depolamayı hedeflemiyor. Bozulmuş arazilerin agroormancılık uygulamalarıyla yeniden canlandırılması, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi ve yerel topluluklar için ekonomik değer yaratılması da projenin hedefleri arasında yer alıyor.
Editörün Görüşü
Karbon piyasasında uzun yıllardır yanlış soru soruluyor olabilir.
Sorumuz "Bir ton karbonun fiyatı kaç dolar?" değil, "O karbon gerçekten atmosferden çıktı mı?" olmalı.
Bugün karbon piyasasının en büyük sorunu hacim değil, güven. Ucuz karbon kredilerinin gerçekten iklime katkı sağlayıp sağlamadığı yıllardır tartışılıyor. Bu yüzden büyük şirketlerin giderek "dengeleme" yerine "giderim" projelerine yönelmesi tesadüf değil. Aslında satın alınan şey yalnızca karbon değil; ölçülebilirlik, doğrulanabilirlik ve güvenilirlik.
Yine de burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var. Doğa temelli karbon giderimi güçlü bir araç olsa da tek başına iklim çözümü değil. Hiçbir şirket, karbon giderimi satın aldığı için emisyonlarını azaltma sorumluluğundan kurtulmuyor. Karbon giderimi, azaltımın yerine geçen bir mazeret değil; azaltılamayan emisyonlar için son basamak olmalı. Belki de karbon piyasasının geleceğini belirleyecek soru artık şu: Şirketler gerçekten atmosferden karbon mu çıkarıyor, yoksa yalnızca vicdanlarını mı rahatlatıyor?






