Türkiye’nin sera gazı emisyonları artmaya devam ederken, iki yıl gecikmeyle gelen TÜİK verileri iklim politikalarının hızını da tartışmaya açıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı son sera gazı envanteri, teknik olarak 2024 başlığı taşısa da gerçekte 2023’ün fotoğrafını sunuyor ve bu fotoğrafın tonu koyu. Toplam emisyonlar yaklaşık 599 milyon ton CO₂ eşdeğerine ulaşarak bir önceki yıla göre belirgin biçimde yükselmiş durumda; bu artış, son yılların süreklilik kazanan eğilimini teyit ediyor. 1990’dan bugüne uzanan çizgide emisyonların yaklaşık 2,5 katına çıkmış olması, büyümenin hâlâ karbon yoğun bir patikada ilerlediğini düşündürüyor.
Enerji!
Tablonun merkezinde yine enerji var. Emisyonların büyük bölümü enerji üretimi ve tüketiminden kaynaklanıyor; elektrik üretimi, fosil yakıt bağımlılığı ve talep artışı birleştiğinde toplam tabloyu sürükleyen ana eksen değişmiyor. Sanayi, atık ve tarım gibi alanlarda görece iyileşmeler görülse de bu düşüşler toplam artışı dengelemeye yetmiyor. Kişi başına düşen emisyonların da uzun vadede yukarı yönlü seyretmesi, ekonomik büyümenin “daha temiz” bir modele evrilmediğini açıkça ortaya koyuyor. Asıl kırılgan nokta ise verinin zamanıyla ilgili. İkiyıl gecikmeli yayımlanan envanter, karar vericilerin bugünü değil geçmişi okuduğu bir çerçeve yaratıyor. İklim politikası hız gerektirirken, ölçüm ve raporlama temposunun geriden gelmesi strateji üretimini doğrudan etkiliyor. Bu durum, hedeflerle gerçekler arasındaki mesafeyi büyüten yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Türkiye 2053 net sıfır hedefini koruyor; ancak mevcut veriler hedefe giden yolun hâlâ netleşmediğini gösteriyor.
