Perşembe, Mart 19, 2026

Tema Vakfı’ndan 2025’in Çevre Karnesi

TEMA Vakfı, 2025 yılı boyunca Türkiye’de ve dünyada yaşanan çevre olaylarını mercek altına aldı. Vakfın değerlendirmesi; doğa için önemli hukuki kazanımların yanı sıra iklim krizi, madencilik baskısı ve ekosistem kayıplarının giderek derinleştiğine işaret ediyor.

Tema Vakfı 2025 Çevre Raporu

2025 yılı, gezegen üzerindeki baskının artık istisna değil, kural hâline geldiği bir dönem olarak kayıtlara geçti. TEMA Vakfı tarafından yapılan kapsamlı değerlendirme; iklim krizinin şiddetlenen etkileriyle birlikte, Türkiye’de alınan çevre ve iklim politikası kararlarının toprak, orman ve su varlıkları üzerindeki riskleri artırdığını ortaya koyuyor. Doğayla kurulan ilişkinin sürdürülemez bir noktaya sürüklendiği bu tabloda, hem kayıplar hem de dikkat çekici kazanımlar yan yana duruyor.

Yıl boyunca açılan davalar, bilirkişi raporları ve toplumsal tepkiler, doğa lehine sonuçlar üretilen örnekleri de beraberinde getirdi. Kanal İstanbul projesine ilişkin ÇED Olumlu kararının bilimsel açıdan yetersiz bulunduğu bilirkişi raporu, Kuzey Ormanları’nı tehdit eden madencilik projelerinin iptali ve Sarıalan Altın Madeni kararının yargıdan dönmesi; çevre hukukunun hâlâ etkili bir araç olabildiğini gösteren gelişmeler arasında yer aldı. Tokat, Kırklareli ve Ankara Gölbaşı’ndaki projelerde verilen iptal kararları da çevresel etki değerlendirmelerinin önemini bir kez daha gündeme taşıdı.

Tema Vakfı 2025 Çevre Raporu

Ancak aynı yılın çevre karnesinde ağır uyarılar da bulunuyor. Türkiye, son 52 yılın en kurak dönemini yaşarken; yağışlardaki ciddi düşüş, su varlıkları ve tarımsal üretim üzerinde kalıcı riskler yarattı. Orman yangınları ise yalnızca Ege ve Akdeniz ile sınırlı kalmadı; Marmara ve İç Anadolu’da da büyük alanlar zarar gördü. Yaklaşık 81 bin hektardan fazla orman alanının kül olması, yangınlara karşı önleyici politikaların yetersizliğini açık biçimde ortaya koydu.

Marmara Denizi’nde yeniden görülen müsilaj, 2021’den bu yana kalıcı çözümlerin hayata geçirilmediğini hatırlattı. İklim Kanunu’nun bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri içermemesi, madencilik faaliyetlerini genişleten yasal düzenlemeler, Akbelen’de zeytinliklerin kömür uğruna zarar görmesi ve Kaz Dağları’ndaki artan maden baskısı ise doğa koruma politikalarının giderek geri plana itildiğini gösteren başlıklar olarak öne çıktı.

TEMA Vakfı değerlendirmesi, 2025’in net bir mesaj verdiğini vurguluyor: Tehdit büyük, zaman dar; ancak doğa için alınan sorumluluklar sonuç üretebiliyor. Yargı kararları, bilimsel veriler ve toplumsal duyarlılık bir araya geldiğinde, ekosistemlerin korunması hâlâ mümkün. Asıl soru ise şu: Bu kazanımlar istisna olarak mı kalacak, yoksa kalıcı bir çevre politikasının başlangıcına mı dönüşecek?

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Daha fazlası...