Çarşamba, Ocak 14, 2026

“Sürdürülebilirlik artık Varoluşun Bir Koşulu”

UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, Yeşil İş Platformu Dergisi’ne verdiği röportajda Türkiye’de iş dünyasının bu dönüşüm eşiğini geride bıraktığını vurguluyor. “Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk.”

UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü


İklim krizi, ekonomik dalgalanmalar ve toplumsal eşitsizliklerin giderek derinleştiği bir dönemde, sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel değil, varoluşsal bir mesele. İş dünyası için ise kârlılığın alternatifi değil, ön koşulu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, Yeşil İş Platformu Dergisi’ne verdiği röportajda Türkiye’de iş dünyasının bu dönüşüm eşiğini geçtiğini vurguluyor.

Dördüncü’ye göre önümüzdeki dönemin belirleyici farkı, hedefleri eyleme, niyetleri verilere dönüştürmekte yatıyor. Sürdürülebilirliği kurum kültürünün bir parçası haline getirebilen şirketler, yalnızca finansal değil toplumsal değer de yaratacak. 2030 hedeflerine giden yolda ise en kritik adım net: “Ölç, hedef koy, paylaş — çünkü ölçmediğimiz hiçbir şeyi dönüştüremeyiz.”

“Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk” deniyor. Sizce Türkiye’de iş dünyası bu zorunluluğun farkına gerçekten vardı mı, yoksa hâlâ “yeşil vitrin” döneminde miyiz?

Türkiye iş dünyası bu farkındalık eşiğini geçti. Artık sürdürülebilirlik doğrudan var oluş ve rekabet gücünün konusu. Bunu verilerle de görüyoruz. UN Global Compact ile Accenture’ın birlikte yürüttüğü 2025 CEO Study on Sustainability, 120’den fazla ülkeden yaklaşık 2.000 CEO ile yapılan kapsamlı bir araştırma. CEO’ların yüzde 88’i, sürdürülebilirliğin beş yıl öncesine göre iş değeri yaratma gücünün arttığını; yüzde 99’u ise çevresel ve sosyal taahhütlerini korumayı ya da büyütmeyi planladığını söylüyor. Yani artık sürdürülebilirlik kârlılığın alternatifi değil, ön koşulu.

Türkiye’de de tablo benzer bir yönde ilerliyor. UN Global Compact Türkiye’nin 400’ün üzerinde katılımcı şirketi var ve bu sayı her yıl artıyor. Şirketlerimizin büyük bölümü iklim hedeflerini, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları taahhütleriyle birlikte kurumsal stratejilerine yerleştiriyor. Dahası, Forward Faster inisiyatifi kapsamında iklim eylemi, toplumsal cinsiyet eşitliği, geçim ücreti, sürdürülebilir finans ve su dirençliliği alanlarında Türkiye’den 35, dünya genelinde ise binden fazla şirket toplamda 5.000’in üzerinde taahhüt vermiş durumda. İş dünyası artık “neden” değil, “nasıl daha hızlı ve etkili dönüştürebiliriz” sorusuna odaklanıyor.

Elbette hâlâ yapılacak çok şey var. UN Global Compact’e üye şirketler her sene yıllık sürdürülebilirlik performanslarını kamuya açık şekilde raporluyorlar. 2024 yılında 149 ülkeden yaklaşık 11 bin şirketin verdiği yanıtların analizine göre, şirketlerin yüzde 65’i iklim politikalarına sahip. Bu oran Türkiye’deki şirketlerde ortalama yüzde 69. Bununla birlikte tedarik zinciri emisyonlarını ölçenlerin oranı yüzde 50’lerde kalıyor.

Bu da bize sürdürülebilirliğin yalnızca kurum içinde değil, tedarikçilerden müşterilere uzanan bütün zincirde yönetilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Yine de yön doğru: Türkiye iş dünyası sürdürülebilirlik nedir sorusunu tartışmıyor, nasıl sorusuna cevap arıyor.

5 Aralık’ta ilk kez düzenleyeceğimiz UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi de tam da bu soruya sürdürülebilirlik dönüşümünün aktörleriyle birlikte yanıt arayacağımız bir platform olacak. “Daha Hızlı, Daha İleri” temasıyla 2030’a kadar daha adil ve daha yaşanabilir bir dünyaya ulaşma çabalarını nasıl hızlandırabileceğimizi konuşacağız. Sorumlu liderlikten iklim eylemine, uyum ve düzenlemelerden inovasyona, sürdürülebilir finanstan insan haklarına kadar sürdürülebilirlik gündemini; Türkiye’den ve Avrupa’dan önde gelen iş dünyası liderleri, Birleşmiş Milletler, kamu ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle birlikte tartışacağız. İlham veren bağlantılar kurmak, birlikte öğrenmek ve edindiği bilgi ile ilhamı kurumuna taşımak isteyen herkesi bu büyük buluşmaya davet ediyoruz.

Küresel tedarik zincirleri sürdürülebilirlik kriterleriyle yeniden şekillenirken Türk şirketleri bu dönüşümde rekabet gücünü koruyabilecek mi?

Küresel ticaretin yüzde 80’i tedarik zincirlerinden geçiyor ve şirketlerin ESG ayak izinin yaklaşık üçte ikisi bu zincirlerde oluşuyor. Dolayısıyla dönüşümün merkezi artık tedarik zincirleri. Türkiye için bu büyük bir fırsat. Çünkü üretim kabiliyeti yüksek, ihracat odaklı bir ekonomiyiz. Yeşil tedarik zincirine uyum sağlamak, ihracatta rekabet gücümüzü korumanın ve yeni rotalar açmanın anahtarı.

Bugün birçok küresel alıcı karbon, insan hakları ve şeffaflık standartlarını tedarikçilerinden talep ediyor. Türkiye’deki şirketler bunu bir yük değil, değer yaratma alanı olarak görmeli. Yapay zekâ ve veri analitiği gibi teknolojiler sayesinde tedarik zincirlerini hem verimli hem de doğa pozitif hale getirmek mümkün. Kısacası, sürdürülebilirlik artık ihracat için bir “uyum şartı” değil; büyümenin kendisi.

*Röportajın tamamına Yeşil İş Platformu dergisi Aralık sayısından ulaşabilirsiniz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Daha fazlası...