Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Hakan Kul, Yeşil İş Platformu Dergisi’ne sürdürülebilirlik vizyonlarını ve sanal ikiz teknolojilerinin endüstrilerde yarattığı etkileri anlattı.
Röportaj: Nüshet Çamuşoğlu

44 yıllık geçmişi boyunca inovasyonun sınırlarını yeniden tanımlayan Dassault Systèmes, şehirlerin, fabrikaların ve hatta insan vücudunun bile sanal ikizlerini oluşturarak endüstrilere yepyeni bir gelecek perspektifi sunuyor. Havacılıktan otomotive, sağlıktan enerjiye kadar birçok sektörde dijital dönüşümün temelini atan şirket, bugün 159 ülkede yüz binlerce müşterisiyle üretimin ve tasarımın geleceğine yön veriyor. Bu kapsamlı dönüşümü, Türkiye’nin üretim gücü ve potansiyeliyle buluşturmak ise ayrı bir stratejik önem taşıyor.Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Hakan Kul, Yeşil İş Platformu Dergisi’ne sürdürülebilirlik vizyonlarını ve sanal ikiz teknolojilerinin endüstrilerde yarattığı etkileri anlattı.
Öncelikle sizi ve Dassault Systèmes ekibini kısaca tanıyabilir miyiz?
Dassault Systèmes kurulduğu günden bu yana 44 yıldır endüstrilerde köklü dönüşümleri mümkün kılan ve inovasyonlar geliştiren bir teknoloji şirketi. Basitçe anlatmak gerekirse, sanal ikiz teknolojileri üretiyoruz. Dassault Systèmes’in 3DEXPERIENCE adını verdiğimiz bir platformu var. Bu platform; 3D modelleme, simülasyon, mühendislik, üretim ve veri bilimi gibi alanlarda entegre çözümler sunuyor. Özellikle CATIA, SOLIDWORKS gibi güçlü markalarımızla modelleme, simülasyon ve üretim teknolojileri alanında dünya genelinde öncü bir konumdayız. Bugün 159 ülkede 370 binden fazla müşterimiz var. Bunların arasında Airbus, Boeing, BMW, Volvo, Renault gibi dünya devleri bulunuyor. Ancak yalnızca büyük şirketlerle değil; yenilikçi start-up’larla da yakın iş birliği içindeyiz. Türkiye’de ise 2008 yılından bu yana faaliyet gösteriyoruz. Burada da firmalar, Dassault Systèmes teknolojilerini kullanarak sürdürülebilir inovasyon yaratıyor ve dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırıyor.
Sürdürülebilirliği hem çevresel hem dijital bir sorumluluk olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Dassault Systèmes olarak ‘teknoloji + doğa’ dengesini nasıl kuruyorsunuz ve sanal evrenlerin bu konuda sunduğu somut katkılar neler?
Yaklaşımımız, teknolojinin her zaman hem insanlara hem de gezegene hizmet etmesi gerektiği anlayışına dayanmaktadır. Bu doğrultuda, sanal ikiz teknolojilerinin sürdürülebilir bir dünya tasarlamak için en önemli araçlardan biri olduğuna inanıyoruz. Başka bir deyişle, bu teknolojilerle dünyayı yalnızca “iyileştirmek” değil; aynı zamanda geliştirmek ve genişletmek de mümkündür. Vizyonumuz tam olarak bu inanç üzerine kuruludur. Ayrıca “Tek ilerleme insana mahsustur” adlı küresel bir girişimimiz de bulunuyor.
Sanal ikizler sayesinde müşterilerimiz yalnızca sürdürülebilir ürünler tasarlamakla kalmıyor, kendi operasyonlarını da sürdürülebilir bir şekilde şekillendirebiliyor. Bizim için bir ürünün yaşam döngüsü doğa ve yaşamla uyum içinde değilse, sürdürülebilirlik hedefine tam anlamıyla ulaşmış sayılmaz. Sanal ikiz teknolojileri, bu uyumu ürünlerin tasarım ve üretim aşamalarının tamamında sağlamanın en güçlü yoludur. Bir diğer önemli nokta ise simülasyon teknolojileri. Ürünleri fiziksel olarak üretmeden önce sanal ortamda simüle ederek en optimum hale getirmek, hem kaynak kullanımını azaltıyor hem de sürdürülebilir üretime büyük katkı sağlıyor. Üçüncü olarak, müşterilerimizin fabrikaları ve üretim operasyonları da sanal ikizlerle simüle edilerek optimize ediliyor. Bu sayede kaynak kullanımı en aza indiriliyor, verimlilik artırılıyor ve çevresel etki azaltılıyor. Bizim için bilim ve teknoloji, dünyayı dönüştürmenin en güçlü araçlarıdır. Sanal ikizlerle sürdürülebilir ürünler tasarlamak, simülasyonlarla üretim süreçlerini optimize etmek ve fabrika operasyonlarını çevreyle uyumlu hale getirmek, Dassault Systèmes’in sürdürülebilirlik vizyonunun temel taşlarını oluşturuyor.
*Röportajın tamamı Yeşil İş Platformu Dergisi Ocak sayısında…
