Ultra işlenmiş gıda tartışmaları derinleşirken Marks and Spencer, içerik listesini ambalajın arkasından önüne taşıyarak şeffaflıkta yeni bir standart belirliyor. Peki bu hamle, sürdürülebilir bir iş stratejisi mi yoksa başarılı bir halkla ilişkiler manevrası mı?

Gıda endüstrisinin en büyük kabusu haline gelen “ultra işlenmiş gıda” (UPF) tartışmaları, perakende devlerini radikal kararlar almaya zorluyor. Marks and Spencer, bu kaosu bir fırsata çevirerek “Only… Ingredients” serisini genişlettiğini duyurdu. Artık markanın ketçap şişesinin üzerinde sadece bildiğimiz o beş içerik, büyük harflerle ve gururla sergileniyor. Ancak bu şeffaflık hamlesinin ardında, geçen yıl yaşanan etiket krizlerinin ve bilinçli tüketicinin artan baskısının izlerini görmek mümkün. Marka, içerikleri sadeleştirirken aslında bir risk yönetimini de hayata geçiriyor: Raf ömrü kısalan ürünler, lojistik süreçlerin ve stok yönetiminin çok daha “yeşil” ve hızlı olmasını zorunlu kılıyor.
Peki ya Türkiye?
Tüketicinin “içinde ne var?” sorusuna verilen bu net yanıt, gıda sektöründeki şeffaflık çıtasını yukarı çekerken, diğer perakendecilerin de bu “dürüstlük yarışına” dahil olup olmayacağı merak konusu. Diğer yandan, M&S’ın bu hamlesi, Türkiye’deki gıda enflasyonu ve beraberinde gelen “içerik kalitesi” tartışmaları için de bir ayna niteliğinde. Türkiye’de tüketiciler artık sadece son kullanma tarihine değil, “içindekiler” kısmındaki karmaşık terimlere de şüpheyle yaklaşıyor. Ancak Türkiye gibi lojistik mesafelerin uzun ve soğuk zincir maliyetlerinin yüksek olduğu bir coğrafyada, “koruyucusuz ve kısa raf ömürlü” bir iş modeline geçmek cesaret istiyor sanki. Ne dersiniz?
