Japonya, Niigata’daki yerel oylamanın ardından dünyanın en büyük nükleer santralini yeniden devreye almaya hazırlanıyor. Enerji güvenliği mi, toplumsal hafıza mı? Tartışma yeniden alevleniyor.

Japonya, Fukushima felaketinin üzerinden geçen yılların ardından nükleer enerjiyle ilişkisini bir kez daha masaya yatırıyor. Niigata eyaletinde yapılan oylamayla, dünyanın en büyük nükleer santrali olarak bilinen Kashiwazaki-Kariwa tesisinin yeniden çalıştırılmasının önü açıldı. Karar teknik bir onaydan çok daha fazlasını ifade ediyor; çünkü mesele yalnızca enerji üretmek değil, aynı zamanda toplumsal güveni yeniden inşa etmek.
Tokyo’ya yaklaşık 220 kilometre mesafedeki santral, 2011’deki tsunami ve nükleer kazanın ardından kapatılmış, Japonya genelinde nükleer enerjiye yönelik sert bir frene basılmıştı. Aradan geçen sürede güvenlik sistemleri yenilendi, denetimler sıkılaştırıldı, senaryolar tekrar tekrar yazıldı. Şimdi ise Japonya, artan enerji maliyetleri, ithalata bağımlılık ve karbon emisyonu hedefleri arasında daha “pragmatik” bir rota çizmeye çalışıyor.
Rasyonel mi?
Hükümete göre bu adım, enerji arz güvenliği ve iklim hedefleri açısından rasyonel. Eleştirenler ise daha temkinli: “Teknik olarak hazır olmak, toplumsal olarak hazır olmakla aynı şey mi?” sorusu hâlâ masada. Özellikle nükleer atıkların yönetimi, acil durum planlarının uygulanabilirliği ve yerel halkın ikna süreci, kararın en kırılgan noktaları olarak öne çıkıyor. Açıkçası bu hamle, Japonya’nın küresel enerji denkleminde nükleer enerjiyi yeniden stratejik bir araç olarak konumlandırdığını gösteriyor. Ancak Kashiwazaki-Kariwa’nın yeniden devreye alınması, sadece bir santralin açılması değil; Japonya’nın risk algısı, hafızası ve geleceğe bakışıyla ilgili daha büyük bir sınav anlamına geliyor.
