Washington yönetimi, Paris İklim Anlaşması’ndan resmen ayrıldığını duyurdu. Karar, küresel iklim hedeflerinin zaten zorlandığı bir dönemde, iklim diplomasisinde yeni bir kırılma başlığı açtı.

Amerika Birleşik Devletleri, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede temel referans kabul edilen Paris İklim Anlaşması’ndan bir kez daha resmen çekildi. Böylece ABD, bu anlaşmadan iki kez ayrılan ilk ülke olarak kayıtlara geçti. Karar, iklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha görünür hâle geldiği bir dönemde, küresel ölçekte yeni bir tartışma dalgasını da beraberinde getirdi.
Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 2 derecenin altında tutmayı, mümkünse 1,5 dereceyle sınırlamayı hedefliyor. Bu hedef, yalnızca teknik bir eşik değil; aşılması hâlinde geri dönülmesi zor çevresel, ekonomik ve toplumsal sonuçlara işaret eden kritik bir sınır olarak kabul ediliyor. ABD’nin çekilmesi ise bu ortak hedefe ulaşma yolunda ciddi bir boşluk yaratıyor. Süreç, Başkan Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk günlerinde başlattığı resmî adımlarla tamamlandı. Washington daha önce de 2020 yılında anlaşmadan ayrılmış, ardından 2021’de yeniden taraf olmuştu. Son karar, iklim politikalarında süreklilikten çok zikzakları çağrıştıran bir tabloyu yeniden gündeme taşıdı.
Kulislerde Yankılandı
Kararın yankıları yalnızca diplomatik kulislerle sınırlı değil. ABD, dünya genelinde en yüksek sera gazı salımı yapan ülkeler arasında yer alıyor. Bu nedenle çekilme, sadece sembolik bir adım olarak değil; küresel emisyon azaltım hedefleri, iklim finansmanı ve çok taraflı iş birlikleri açısından da kritik bir kırılma olarak değerlendiriliyor. Destekleyenler bu kararı “ulusal önceliklerin korunması” olarak okurken, eleştiriler daha sert: İklim krizinin artık ertelenebilir bir gelecek sorunu değil, bugünün somut gerçeği olduğu vurgulanıyor. ABD’nin masadan kalkması, yükün diğer ülkelere daha fazla binmesi anlamına geliyor.
