Türk Şirketleri CSDDD’ye Gerçekten Hazır mı?

6 Ağustos 2026 | Politika ve Düzenlemeler | 0 yorum

Avrupa Birliği'nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD), şirketlere yalnızca kendi faaliyetlerinden değil, tüm değer zincirlerinden kaynaklanan çevresel ve insan hakları risklerini de yönetme sorumluluğu yüklüyor. Uygulama takvimi sadeleştirilmiş olsa da, Türkiye'de birçok şirket için hazırlık süreci hâlâ belirsizliğini koruyor.

Sürdürülebilirlik son on yılda şirketlerin iletişim stratejilerinin önemli bir parçası hâline geldi. Karbon emisyonları açıklandı, net sıfır hedefleri duyuruldu, sürdürülebilirlik raporları yayımlandı.

CSDDD ise bu yaklaşımı kökten değiştiriyor.

Artık Avrupa Birliği'nin sorduğu soru, "Şirketinizin insan hakları politikası var mı?" değil. Asıl soru şu:

"Bu politikanın gerçekten uygulandığını nasıl kanıtlıyorsunuz?"

Bu değişim, sürdürülebilirliği beyanlardan çıkarıp şirket yönetiminin ve ticari kararların merkezine yerleştiriyor.

CSDDD'de Fren mi Yapıldı, Yoksa Şirketler Yanlış mı Anladı?

CSDDD, CSRD'nin Devamı Değil

Türkiye'de en sık yapılan hatalardan biri, CSDDD ile Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi'ni (CSRD) aynı düzenlemenin parçaları gibi görmek.

Oysa iki düzenleme farklı sorular soruyor. CSRD, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim performanslarını nasıl raporlayacağını belirliyor.

CSDDD ise raporun ötesine geçiyor ve şu soruyu yöneltiyor:

"Bu riskleri önlemek için ne yaptınız?"

Örneğin bir şirket çocuk işçiliğine karşı olduğunu raporunda yazabilir. Ancak CSDDD kapsamında bunun yeterli olması beklenmiyor. Şirketten, tedarik zincirindeki riskleri belirlemesi, önceliklendirmesi, önleyici tedbirler alması, bunları izlemesi ve gerektiğinde düzeltici adımlar atması isteniyor. Başka bir ifadeyle; politika yazmak değil, politika işletmek önem kazanıyor.

Omnibus Paketi Gerçekten Geri Adım mı?

Avrupa Komisyonu'nun Omnibus paketi açıklandıktan sonra en çok dile getirilen yorumlardan biri, "AB sürdürülebilirlik hedeflerinden vazgeçiyor" oldu.

Oysa tablo daha nüanslı. Evet, uygulama takvimi ertelendi. Evet, doğrudan kapsama giren şirket sayısı azaltıldı. Evet, bazı idari yükümlülükler hafifletildi.

Ancak temel yaklaşım değişmedi. Büyük şirketlerin, faaliyetlerinden ve iş ilişkilerinden kaynaklanan önemli çevresel ve insan hakları risklerini belirleme ve yönetme sorumluluğu devam ediyor. Üstelik doğrudan kapsam dışında kalan birçok Türk şirketi de, Avrupalı müşterilerinin tedarik zincirinde yer aldığı için aynı beklentilerle karşı karşıya kalıyor.

Türkiye'deki birçok şirket kendi tesisinin enerji tüketimini, su kullanımını ve karbon emisyonlarını hesaplayabiliyor.

Ancak aynı şirketlere şu sorular yöneltildiğinde tablo değişiyor:

  • Birinci kademe tedarikçilerinizin çevresel performansını düzenli olarak değerlendiriyor musunuz?
  • İnsan hakları risk analizi yapıyor musunuz?
  • Şikâyet ve ihbar mekanizmanız tedarikçiler için de geçerli mi?
  • Kritik hammaddelerin kaynağını geriye dönük izleyebiliyor musunuz?
  • Tedarikçilerinizde ciddi bir ihlal tespit edildiğinde nasıl hareket edeceğinize ilişkin yazılı bir prosedürünüz var mı?

İşte CSDDD'nin asıl etkisi bu sorularda ortaya çıkıyor.

Satın Alma Departmanları Yeni Bir Döneme Giriyor

Bugüne kadar tedarikçi değerlendirmelerinde fiyat, kalite ve teslim süresi belirleyici kriterlerdi. Şimdi bunlara yeni başlıklar ekleniyor. Çevresel risk yönetimi. İnsan hakları uygulamaları. Şeffaflık. İzlenebilirlik. Şikâyet mekanizmaları. Sözleşmelere sürdürülebilirlik hükümleri. Bu nedenle CSDDD, yalnızca sürdürülebilirlik ekiplerini değil; satın alma, hukuk, iç denetim ve yönetim kurullarını da doğrudan ilgilendiriyor.

Editörün Görüşü

Türkiye'de sürdürülebilirlik uzun yıllar boyunca büyük ölçüde raporlar, sertifikalar ve iletişim kampanyaları üzerinden konuşuldu. CSDDD ise çok daha zor bir soru soruyor: Şirket, tedarik zincirinde ortaya çıkabilecek çevresel ve insan hakları risklerini gerçekten biliyor mu ve bunları yönetebiliyor mu?

Bence Türk şirketlerinin önündeki en büyük risk, Avrupa'nın yeni kurallarına geç uyum sağlamak değil; bu dönüşümü hâlâ bir "belge işi" olarak görmek. Çünkü Avrupa'nın beklentisi artık daha fazla rapor değil; daha güçlü yönetişim, daha şeffaf tedarik zincirleri ve risk ortaya çıkmadan harekete geçebilen şirketler. Önümüzdeki yıllarda rekabet avantajını belirleyecek olan da tam olarak bu olacak.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

LEVC TX

Londra Elektrikli Araçlar Şirketi’nden Sürdürülebilir Mobilite

Eray Karaduman

Kordsa, Stevie Awards’ta En Çok Ödül Kazanan Şirket

Hyundai Sürdürülebilirlik Raporu 2026

Hyundai 2026 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı

Bioderma  Photoderm XDefense Ultra-Fluid SPF50+

Bioderma’dan Yeni Nesil Güneş Koruyucu

Trendyol Sürdürülebilirlik Akademisi

Trendyol E-Ticaret Sektörünün İlk Sürdürülebilirlik Akademisi’ni Açtı

Watsons Türkiye Karbon Emisyonlarını İki Yılda %33 Azalttı

Watsons Türkiye Sürdürülebilirlik Performansını Yeni Raporuyla Paylaştı