Türkiye ve Avustralya’nın ortak liderliğinde düzenlenecek COP31 için hazırlıklar sürüyor. Ancak zirvenin önündeki en büyük soru karbon emisyonlarından çok, giderek parçalanan dünyada ülkelerin hâlâ ortak bir iklim dili kurup kuramayacağı…

Bir zamanlar COP zirvelerindeki temel tartışma emisyonların ne kadar azaltılacağıydı. Bugün ise masadaki soru değişmiş görünüyor. Bence asıl soru şu; dünya ülkeleri bunu birlikte yapabilecekler mi? Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Türkiye ve Avustralya, ülkelere daha güçlü iklim iş birliği çağrısı yaptı. Temiz enerji, elektrifikasyon ve dirençli altyapı yatırımları zirvenin öncelikli başlıkları arasında gösteriliyor. Ancak iklim diplomasisinin karşı karşıya olduğu tablo, birkaç yıl öncesine göre çok daha karmaşık.
Son yıllarda iklim krizinin bilimsel tarafındaki belirsizlikler azalırken siyasi tarafındaki belirsizlikler büyüdü. Fosil yakıtların geleceği konusunda ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları derinleşirken, enerji güvenliği, ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimler iklim müzakerelerinin içine daha fazla girmeye başladı. Birleşmiş Milletler’de iklim sorumluluğuna ilişkin son oylamalar bile ülkeler arasındaki ayrışmanın hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Bu nedenle COP31 yalnızca yeni hedeflerin konuşulacağı bir zirve olmayabilir. Aynı zamanda çok taraflı iklim sisteminin hâlâ çalışıp çalışmadığının da testi olacak. Çünkü bugün birçok ülke net sıfır hedeflerini koruyor olsa da bu hedeflerin nasıl finanse edileceği, hangi hızda uygulanacağı ve fosil yakıtlardan çıkışın nasıl gerçekleşeceği konusunda ortak bir yol haritası bulunmuyor.
Aynı Masada Buluşmak
Türkiye açısından bakıldığında COP31, iklim diplomasisinde görünürlüğünü artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak ev sahibi ülke olmak aynı zamanda daha büyük bir sorumluluk anlamına geliyor. Antalya’daki zirvenin başarısı yalnızca alınacak kararlarla değil, farklı çıkarları olan ülkeleri aynı masada tutabilme kapasitesiyle de ölçülecek. Dünya iklim krizinin gerçek olduğunu artık büyük ölçüde kabul etti. Peki, aynı fikirde olunamayan şey, krizin kendisi değil de çözümün bedeli olduğunda ne olacak? Masa mı dağılacak?..
