Yüz kırk bir ülkenin oyuyla kabul edilen BM Genel Kurul kararı, iklim değişikliğiyle mücadeleyi artık siyasi bir tercih değil, uluslararası hukuk kapsamında bağlayıcı bir yükümlülük olarak tanımladı. Peki bu kararın dişi var mı?

Uluslararası Adalet Divanı geçen yıl Temmuz’da tarihi bir karar vermişti. Krara göre devletler, sera gazı emisyonlarından kaynaklanan çevresel zararları önlemekle hukuken yükümlü olacaklar. Tek bir yargıcın muhalefeti bile olmadan, oybirliğiyle alınan bu karar, iklim hukukunun seyrini değiştirecek nitelikte. BM Genel Kurulu da 20 Mayıs’ta bu kararı destekleyen bir resolüsyon kabul ederek mesajı pekiştirdi. 141 evet, 8 hayır, 28 çekimser.
Karşı Çıkanlar
Karara karşı çıkan sekiz ülke arasında ABD, Rusya, Suudi Arabistan ve İran var. Fosil yakıt ağır toplarının bu listede yer alması kimseyi şaşırtmadı. Asıl ilginç olan, çekimser ülkelerin önemli bir bölümü, tutumlarını kamuoyuna açıklamaktan kaçındı. Kararın özü net: İklim eylemi artık “iyi niyet göstergesi” ya da gönüllü bir taahhüt değil, uluslararası hukuk kapsamında yerine getirilmesi gereken somut bir yükümlülük. Mahkeme ayrıca küresel sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1,5 derecede sınırlandırılması gerektiğini de karara bağladı hem de Paris Anlaşması’nın hedefini bu kez bir mahkeme kürsüsünden teyit ederek. Kararı Genel Kurul’a taşıyan ada devleti Vanuatu içinse bu süreç onlarca yıllık bir mücadelenin meyvesi. Yükselen deniz seviyeleri, şiddetlenen kasırgalar ve tarım arazilerini yutan tuzlu su… Pasifik adaları için iklim adaleti soyut bir kavram değil, varoluşsal bir mesele. Vanuatu’nun bu davayı 2023’te BM’ye taşıması, küçük devletlerin uluslararası hukukta nasıl büyük dalgalar yaratabileceğinin de güzel bir örneği oldu.
Çelişki
BM Genel Sekreteri Guterres, kararı “uluslararası hukuk, iklim adaleti ve bilimin güçlü bir teyidi” olarak nitelendirdi. “Dünyanın en yüksek mahkemesi konuştu. Bugün Genel Kurul yanıt verdi” dedi. Güçlü sözler ama bence yeterli değil. Şirketler açısından tablo da giderek netleşiyor. İklim taahhütleri artık yalnızca ESG raporlarının vitrin süsü olmaktan çıkıp hukuki sorumluluk alanına kayıyor. Karar teknik olarak bağlayıcı olmasa da uluslararası tahkim davalarında, yatırımcı baskılarında ve ulusal mahkemelerdeki iklim davalarında emsal teşkil etme potansiyeli taşıyor. Fosil yakıt şirketleri ve yüksek emisyonlu sektörler için bu karar, uzaktan gelen bir gürültü gibi görünebilir ama o gürültü giderek yaklaşıyor. Ve söylemeden geçemeyeceğim… Bu yıl dünyanın en büyük iklim zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye’nin, iklim eylemini yasal yükümlülük ilan eden karara “çekimser” demesi ciddi bir çelişki gibi görünüyor.
