Sağlık ve çevre üzerindeki etkileri giderek daha net ortaya çıkan PFAS’lar, kozmetikten tekstile kadar birçok üründe küresel ölçekte yasak listesine giriyor. Fransa’nın son hamlesi, bu dönüşümün en görünür adımlarından biri.

Uzun yıllar boyunca “dayanıklı”, “leke tutmaz” ve “su geçirmez” vaatleriyle hayatın içine sessizce yerleşen PFAS’lar, bugün aynı sessizlikle raflardan çekilmeye hazırlanıyor. Bilim dünyasında “kalıcı kimyasallar” olarak anılan bu maddeler, artık yalnızca çevre örgütlerinin değil, yasa koyucuların da öncelikli gündeminde. Fransa’da yürürlüğe giren yeni düzenleme, PFAS içeren kozmetik ürünleri, giysiler ve bazı tüketim mallarının üretimini, satışını ve ithalatını durduruyor. Ancak bu adım tekil bir karar değil; Avrupa’da ve küresel ölçekte hızlanan daha geniş bir dönüşümün parçası. Avrupa Birliği, ABD ve İskandinav ülkelerinde PFAS kullanımının sınırlandırılmasına yönelik benzer düzenlemeler uzun süredir tartışılıyor, bazı sektörlerde ise fiilen uygulanıyor.
Vücutta Birikiyor
PFAS’ları bu noktaya getiren şey, yalnızca çevrede uzun süre kalmaları değil. Son yıllarda artan bilimsel çalışmalar, bu kimyasalların insan vücudunda birikebildiğini; bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve bazı kanser türleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Daha da çarpıcı olan ise maruziyet yollarının sanılandan geniş olması: PFAS’lar yalnızca gıdalarla ya da solunum yoluyla değil, cilt temasıyla da vücuda girebiliyor. Bu nedenle yeni kuşak düzenlemeler, yalnızca ürünleri değil, sistemleri de hedef alıyor. İçme sularının düzenli olarak test edilmesi, kirletici kaynaklara yaptırım uygulanması ve üreticilerin alternatif malzemelere yönlendirilmesi bu yaklaşımın temel ayakları arasında. Özellikle tekstil ve kozmetik sektörlerinde “zorunlu kullanım” gerekçesinin giderek daraltılması, endüstri için oyunun kurallarını değiştiriyor.
Öte yandan geçiş süreci tamamen pürüzsüz değil. Yüksek performans gerektiren bazı teknik tekstiller, filtrasyon sistemleri ve endüstriyel uygulamalar hâlâ istisna kapsamında değerlendiriliyor. Bu durum, “nerede gerçekten vazgeçilebilir, nerede henüz değil?” sorusunu gündemde tutuyor. Tartışmalar özellikle mutfak gereçleri ve kaplamalar etrafında yoğunlaşıyor; kimi üreticiler mevcut malzemelerin güvenli olduğunu savunurken, bilim insanları uzun vadeli etkiler konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguluyor.
Uyum Baskısı
Bu küresel tablo, Türkiye açısından da giderek daha kritik hale geliyor. Özellikle Avrupa Birliği ile yoğun ticaret yapan kozmetik, tekstil ve hazır giyim sektörleri için PFAS düzenlemeleri yalnızca bir çevre meselesi değil, doğrudan bir pazar erişimi konusu. AB’de yürürlüğe girecek kısıtlamalar, Türkiye’de üretilen ürünlerin içeriklerini, tedarik zincirlerini ve malzeme tercihlerını yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılıyor. Uzmanlar, Türkiye’de henüz PFAS’a yönelik kapsamlı bir yasak bulunmasa da, ihracat odaklı firmalar için “uyum baskısının” fiilen başladığına dikkat çekiyor. Önümüzdeki dönemde bu kimyasalların yalnızca ürün güvenliği değil, rekabet gücü ve marka itibarı açısından da belirleyici bir başlık haline gelmesi bekleniyor.
