Kuraklıkla boğuşan Güney Afrika, barajlar ve borular yerine ormanlar, nehirler ve yerli bitkilerle suyu korumanın yollarını arıyor. Doğa temelli çözümler, ülkenin geleceği için yeni bir umut yaratıyor.

Güney Afrika, yıllardır su kıtlığı ve yıpranmış altyapı sorunlarıyla boğuşuyor. Ülkenin yıllık ortalama yağışı dünya ortalamasının yarısından bile az, ama su kullanımı oldukça yüksek. Üstelik su arıtma tesislerinin yarısından fazlası “kritik durumda” olarak değerlendiriliyor. Tüm bu tablo, ülkeyi farklı bir arayışa yöneltti: doğadan ilham alan çözümler.
Cape Town ve eThekwini (Durban) bölgelerinde başlayan doğa temelli projeler, klasik mühendislik çözümlerinden çok daha kapsamlı bir yaklaşım sunuyor. Cape Town’da yaşanan 2018 su krizi, yani muslukların tamamen kuruma tehlikesiyle anılan “Day Zero” dönemi, ülke için bir dönüm noktası olmuştu. Bugün şehir, suyun kaynağına dönerek onu korumanın yollarını arıyor. Havzalardaki istilacı bitkiler temizleniyor, yerli türler yeniden dikiliyor. Sadece bu uygulamayla yılda yaklaşık 17 milyar litre suyun geri kazanıldığı tahmin ediliyor.
Ülkenin doğusundaki eThekwini’de ise hikâye biraz farklı. Bölge, 2022’de yaşanan şiddetli sel felaketinde yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesiyle sarsılmıştı. Şimdi aynı bölge, nehir kenarlarını yeniden doğallaştırarak, taşkın riskini azaltmaya çalışıyor. “Dönüştürücü Nehir Yönetimi Programı” adı verilen girişimle ıslak alanlar yeniden canlandırılıyor, taşkın yatakları genişletiliyor ve yerel topluluklarla birlikte doğanın kendisi bir savunma hattına dönüştürülüyor. Bu iki örnek, doğa temelli çözümlerin aslında yalnızca çevresel değil, toplumsal bir dönüşüm de yaratabileceğini gösteriyor. Su havzalarının korunmasıyla birlikte yerel halkın geçim kaynakları güçleniyor, kadınlar ve gençler ekolojik restorasyon projelerine katılarak yeni bir iş alanı yaratıyor.
