İlk bakışta bir çelişki gibi görünüyor. Dünyanın en büyük nehirlerinden bazılarına, Amazon Yağmur Ormanları'na ve dev tatlı su rezervlerine sahip Latin Amerika ile Karayipler, gezegenin yenilenebilir tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 34'ünü barındırıyor. Buna karşın bölgede 100 milyondan fazla insan kuraklık, havza bozulması ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle artan su sıkıntısıyla karşı karşıya bulunuyor.

Uzmanlara göre bunun temel nedeni, iklim değişikliğiyle birlikte doğal su döngüsünün hızla değişmesi ve su kaynaklarının bölgesel olarak giderek daha dengesiz dağılması.
And Dağları'nın "Su Kuleleri" Erimeye Devam Ediyor
Güney Amerika'nın en önemli doğal su depoları olarak görülen And buzulları, milyonlarca insanın içme suyu, tarım ve enerji ihtiyacını karşılıyor. Ancak bilim insanları, bu buzulların küresel ortalamadan yaklaşık yüzde 35 daha hızlı eridiğini belirtiyor.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre, 1980'lerden bu yana And buzullarının yüzey alanının yüzde 30 ila 50'si kayboldu. Mevcut eğilim sürerse, yüzyılın sonuna kadar birçok buzul büyük ölçüde yok olabilir. Bu durum, yaklaşık 90 milyon kişinin su ve gıda güvenliğini doğrudan etkiliyor.
Amazon Sadece Orman Değil, Bir Su Fabrikası
Bölgedeki ikinci kritik gelişme ise Amazon Havzası'nda yaşanıyor.
2013-2022 yılları arasında Amazon'da yaklaşık 1 milyon hektarlık su yüzeyi kaybedildi. 2024 yılında ise bölge son yılların en şiddetli kuraklıklarından birini yaşadı; birçok nehir tarihi düşük seviyelere inerken ulaşım, tarım ve içme suyu hizmetleri aksadı.
Bilim insanları, Amazon'un yalnızca su depolayan bir ekosistem olmadığını, aynı zamanda Güney Amerika'daki yağışların yaklaşık yarısını oluşturan atmosferik su döngüsünü de beslediğini vurguluyor. Ormansızlaşma ve iklim değişikliği bu sistemi zayıflattıkça, su kıtlığı yalnızca Amazon'u değil kıtanın tamamını etkileyebilecek bir risk haline geliyor.
Su Stresi Yeni Bölgelere Yayılıyor
Dünya Kaynakları Enstitüsü'nün (WRI) Aqueduct 4.0 verilerine göre Şili bugün Latin Amerika'nın en yüksek su stresi yaşayan ülkesi konumunda bulunuyor. Meksika ve Peru da yüksek risk grubunda yer alıyor. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde bölgede su tüketiminin 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 43 artacağı tahmin ediliyor. Bu da iklim değişikliğiyle birlikte su yönetimi, yeniden kullanım ve deniz suyunun arıtılması gibi çözümleri her zamankinden daha önemli hale getiriyor.






